Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

25/1/2008 - ALLAH'IN ELÇİSİ (Mehdi) GERÇEĞİ

Gerçek şu ki; peygamber (sav)den günümüze” benden sonra mehdi (Allah'ın elçisi) gelecektir” şeklinde o kadar çok hadis-i şerif var ki oysa bazı kişiler Kur'anda mehdi geleceğine dair ayet yok diyerek gerçeği ört bas etmek istemektedirler. namazların nasıl kılınacağı, oruç açma vakti, haccın şartları, rükûnları ancak hadis-i şeriflerle bilinmektedir.


Allah Tealâ'nın dilediğini gerçekleştirdiğine dâir nesh âyetleri

1) Musa kavmine “Cumartesi günü yasağına uymayanlara 'hâkir maymunlar' olun buyurduk.”

Cumartesi günü haddi aşanlara 'hâkir maymunlar olun' buyurduk.”

Cumartesi gününe saygıyı hiçe sayanlara 'hâkir maymunlar olun' buyurduk.”

ayetler yukarıda anlatıldığı tarzda kelime değişiklikleriyle üç biçimde Kur'anın muhtelif yerlerinde bildirilmiştir.Musa döneminde geçerliliği olan bu hüküm Allah tarafından iptal edilmek suretiyle nesh edilmiş bulunmaktadır. Bu olay Kur'an vasıtasıyla açıkça anlaşılmaktadır.

Kur'anda Meryem hakkında şöyle buyrulur: “ Doğum sancısı onun bir hurma ağacının dibine çekilmesine neden oldu.ve 'Rabbim' dedi. 'Keşke daha önce ölseydim de unutulup gitseydim' Ona 'Ey Meryem' diye seslenildi.'Orada olgun hurmalardan ye. Sakın kimseye belli etme, soranlara orucum' de.- Bu ayette “hem orucum de, hem hurma ye” sözüyle olayın konuşmama orucu olduğu bilinmektedir.

Zekeriyâ Yahya ile müjdelendiğinde 'Rabbim bana bir işaret ver' diye niyazda bulunur. Allah ona “İşte sana alâmet :'İnsanlarla üç gün ancak işâretlerle konuşacaksın ve 'sabah, akşam Rabbini tenzih ve takdis et' - konuşmama orucu.
Bakara 2: 106 “Dilini oynatıp durma. Biz bir âyeti ve onun hükmünü; daha iyisini veya benzerini onun yerine koymadan yürürlüktenkaldırmayız.”

Ahzâb 33: 40 Muhammed içinizden birinizin babası değildir; o Allah'ın elçisidir ve peygamberlerin mührüdür.(tevhid inancı doğrusunda Allahü Tealâ'nın emir ve yasaklarının sabır ve secdenin, inanıp da iyi işler işlemenin inkâr edip te şer işlerde bulunmamak, cennetlerin ve cehennem haberlerinin, kavimler helâkinin, peygamber hikâyelerinin, inkâr edenler ve zâlimler için ebedi olarak çok acı âzabın gerçekliği, Allah'ın emir ve yasaklarından yüz çevrildiği takdirde kişinin ancak kendine zulmedeceği, Kur'anda çizilen sınırlarla açıklanan başka insanların hak ve hukuklarına uyulmadığı takdirde isterse namaz kılsın o kimselerin zalimlerden olacağı ve zalimlerin de asla kurtuluşa erdirilmeyecekleri Allah Tealâ tarafından iyice anlaşılsın diye açıkça bildirilmektedir.


Peygamberlerin sonuncusudur (Mührüdür) -Hâtem- i Enbiyâ kelimesinin ifade ettiği söylem şudur: Arapçada hâtem kelimesi iki manâya da delâlet etmektedir: “ Mühür ve “son” .Tıpkı Türkçede “ak” kelimesi ile hem beyaz rengi hem de mâyinin akıcılık özelliğinin anlatılması veya “gül” kelimesinin tebessüm ve çiçek manâlarına geldiği gibi, “kara kelimesinin siyah renk ya da arazi parçası anlamında kullanıldıkları gibi.



- Kur'anda son ve mühür manâları içeren 'Hatem' kelimesinin nasıl anlamlandırıldığına dikkat edelim:

Mutaffifin 83: 25-26 'da cennettekiler hakkında: “onlar ağzı mühürlü bir şaraptan içerler. Bir şarap ki, ardında nefis bir koku bırakır. İmrenecek olanlar, işte buna imrensin.

Halbuki cennettekiler hakkında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

'Orada, sonu misk kokan içitler içerler. Bir şey dileyen bundan dilesin.' ifadesi yer almaktadır.

Görüldüğü gibi kimi meâllerde mühür kelimesi 'son' anlamında– kimi meallerde de 'mühür' manâsında kullanılmışlardır.

Tekrar 25-26.ncı âyet-i kerimeleri meallerine geri dönelim. “Bir şarap ki.........diye devam eder. Oysa:

İçene ne sersemlik, ne de sarhoşluk veren şaraptan içerler.”.................”Orada ne boş söz işitirler ne de yalan söz. Melekler onlara “Selâm size, esenlikler size” derler.

Mühür ifadesi yerine son, son ifadesi yerine de mühür kelimesini koyalım ve bir de şöyle düşünelim:

'Onlar mührü misk kokan içitten içerler.' Bakın nasıl da anlam değişti?

Allah dilediğini gerçekleştirir.

Râd 13: 39 Allah dilediğini siler, dilediğini sâbit bırakır ve esas kitap O'nun yanındadır.-Bediüzzaman Said Nursî'nin Sözler adlı tefsirinin Yirmi Altıncı ve Otuzuncu Sözlerinde izah ettiği gibi, Levh-i mahfuz, geçmiş ve geleceği, görünen ve görünmeyeni ile birlikte, bütün kâinatın programıdır ki, buna “İmam-ı Mübîn”de denir. Bu kaderin ve ilâhi ilmin bir defteridir. Bunun yanında bir de “Kitab-ı Mübîn” vardır ki, bu da ilâhi kudretin bir defteridir. Yok etmek, sâbit kılmak, değiştirmek, yeniden şekle sokmak bu kudret defterine göre sınırsız bir ilim ve hikmetle cereyan eden işlerdir. Bir tohumun filizlenmesinden ağaç olup meyve vermesine ve bütün hayatı boyunca geçirdiği safhalar ve değişiklikler, hep Kitab-ı Mübîn'e göre cereyan eder. Fakat bütün bu değişiklikler dahi bir hikmet ve intizama, bir programa, yani kadere tâbidir ki, o da İmam-ı Mübîn'in, yani, Levh-i Mahfuzun varlığını gösterir. Bunun gibi, çeşitli kavimlerin yok edilmesi veya yerinde kalması, asırlara ve şeriatlere göre bir kısım hükümlerin yenilenip bir kısmının aynen bırakılması, canlı nesillerinin ölmesi veya devam etmesi, hücrelerin yenilenmesi, zerrelerin ve yıldızların hareketleri, gökyüzünün bulutlarla her an yeni bir görünüş kazanması gibi kâinatta cereyan eden (“Vâki olan suresinde, “olacak olan şey olunca olacak olan şeyi yalanlayacak yok” ilâhi bildirisi gereğince) her türlü olay, Allah'ın ilminin bir ünvânı olan Levh-i Mahfuzun çizdiği program içinde ve Allah'ın sonsuz kudret ve irâdesinin bir ünvânı olan Kitab-ı Mübîn ile yaratılır ve icrâ edilir. Bu konuda atılan her fikir, toprağa serpilmiş tohum gibidir. Tohum toprakla temas kurup, güneş enerjisinden istifade ettiği müddetçe yaşama gücüne sahip olabilir. Fikir de böyle...Hayatın içinden geldiği, hayatla irtibat kurabildiği ve hayatın malı olduğu nispette hayatta kalabilir. Hayatın malı olmamış fikirler, toprağa kök salmamış tohumlar gibidir. Mutlaka bir gün kurumaya mahkûmdur. Medeniyetin dişlileri arasında ezilmekte olan yirminci yüzyıl insanı için bu sözün realiteden başka bir şey olmadığı kanaatindeyiz.

Ne var ki, nice yıllardır biz Müslümanlar Kur'anla hayatın arasına yıkılmaz setler çekmişiz. Hele son yüzyıllarda Kur'an-ı Mübîn'e beşerin hayat kitabı olarak değil; mihrap nağmeleri, mezar duaları gözüyle baktık. O'nu sırf ahiret kitabı bildik. “Ölüler dini değil, bu din, dîn-ı hayat” diyen Âkif, Müslümanların bu büyük derdini şu mısraları ile ne güzel ifâde eder:

Ya açar bakarız Nazm-ı Celîlin yaprağına,

Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına.”

Pakistan'ın büyük şairi Muhammed İkbal da: “Kusur İslâmda değil, bizim Müslümanlığımızdadır.” der.

Şu halde, bu babdaki kusurlarımızı idrâk ederek Kur'an-ı Kerim'in dünya ve ahireti içine alan hayat düsturu olduğunu bilmemiz ve o sonsuz kaynaktan âzami derecede nasibimizi almaya çalışmamız gerekiyor.

 

Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller