31/1/2008 - BİRİKTİRDİKLERİ ALTIN VE GÜMÜŞLERLE ALINLARI, SIRTLARI, YANLARI


“Biriktirdikleri Altın ve Gümüşlerle Alınları, Sırtları ve Yanları Dağlanır. Bir de derler ki; Ateş bize sayılı günlerde dokunacaktır”. Bu azap ayetinde, mana itibariyle insana dair dört cephe vurgulanmıştır. Alın ( ön cephe),sırt (arka cephe),yanlar; sağ ve sol cepheler. Resulullah (s.a.v): Yoksullara yardım maksadıyla mallar ile savaşmanın ne olduğunu ve nasıl verilmesi gerektiğini, yani birikmiş malını düşman gibi görüp ondan kurtulmaya çalışmayı kastederek şöyle anlatmıştır. Sizden biriniz kafirlere karşı savaşırken, sağınız ve solunuzdan gelene ön ve arka cephenizden saldırıya uğrama tehlikesine karşı kendinizi nasıl savunursunuz?sağdan şöyle, soldan şöyle, ön ve arka cephelerden şöyle, şöyle diye eliyle tarif buyurarak malların, Allah yolunda öylece dağıtılmasını bildirmişlerdir. Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Mü’minin Allah katında değeri, topladığı dünyalık kadar azalır ve dünya sevgisi arttıkça,ahirette kişinin kendine olan zararı da o nispette artar. Konu ile ilgili bir diğer mevsul ayette : “Canlarınızla mallarınızla Allah yolunda savaşın”emredilir. O halde ahirette işe yarayan her şey ahirettendir. Zevk için ve yeterinden fazla olan şeyler ise ahiret için olmaz. Belki dünya üç derecedir. Yemekte, giyinmede ve meskende zaruret miktarınca olmaktır. Bundan ayrı olarak ihtiyaç miktarınca olandır. Bunun ötesi ise ziynettir ve süslenmeyi, giyinmeyi arttırmaktır. Bunların da sonu yoktur. Fazlalıklar ve süslenmeler derecesinden olan, sonu olmayan cehennemdedir. İhtiyaç miktarınca kullanan tehlikeden kurtulmuş olmaz. Çünkü ihtiyacın iki tarafı vardır. Biri zarurete yakındır. Zarurete yakın olan orta yol dur. Diğeri de zevke yakındır .O da israftır, israf haram, israf edenler de Allah'ın sevmediği kimselerdir. İkisi arasında bir derece daha vardır ki, zan ve içtihat ile bilinebilir. Hattâ ihtiyaç olmayan orta yol zannedilerek, bir çok fazlalıklar ihtiyaca dahil edilir ve hesabı tehlikeli olur. Bunun için din büyükleri ve takva sahipleri zaruret miktarı ile yetindiler. Allah Tealâ "Kantar kantar altına,gümüşlere,evlâtlara düşkünlük; dünya hayatını metâlarıdır"”Cimrilik etmeyin, Allah cimrilik edenleri sevmez. Malınızın kırkta birini zekât verin, yoksullara, yolda kalmışlara, yere serilmiş yoksula yardım edin”...”Oruca dayanamayanlar tutamadıkları her gün sayısınca bir yoksulu doyuracak kadar fidye verirler. Bu, sayıyı otuza tamamlamanız içindir. Bile bile orucunu bozanlar ise altmış gün ard arda oruç tutar ya da altmış yoksulu bir gün veya bir yoksulu altmış gün doyuracak kadar fidye verirler. buyurmadadır.
Allah yolunu iyice anlayıp ona uygun olarak davranış sergilemedikçe işlediğin ve işlemekte olduğun kalbi ve uzuvlarınla ilgili her kötü, şer işlerin de senin azâp duymana yol açan şey olur!.. Zaten cehennem de, senin tabiat, huy benlik kayıtlarında kalmanın manâsından başka bir şey değildir, manevî yönü itibariyle!.. Tabiâtlar, huylar, benlik, cehennem ateşi olduğuna göre, Allah'ı gereği gibi bilmeyen birisi olarak karşındakinin huyuna tabiatına, benliğine uygun olarak yaptığın her hareket ve konuşma, gerçekte, onun cehennem ateşini arttırmaktan, alevlerini körüklemekten başka bir şey sağlamaz!..Oysa, bu hareket ona, şu tabiî yaşantısı gereği, sanki nimetmiş gibi tat vermektedir!.. Diğer taraftan, onu, tabiatının, huyunun, benliğinin zıddına davet ettiğin, hoşlanmadığı hareketleri yaptığın ve bunlara katlanmasına (nefsin terbiyesine); nihâyet bunları hoşgörü ile karşılamasına yol açtığın zaman ise, ona cennete davet elini uzatmış olursun!.. Çünkü, bu davranışları kabûlü neticesinde, bir süre sonra ona azâp verecek herhangi bir davranış ya da olay kalmaz olur!.. Kişinin üzülmesine, sıkılmasına, azâp duymasına, bunalmasına yol açan her şeyin kökeninde, kesinlikle mevcut olan şey, ya benliği, ya tabiâtı, ya huyları; yani, bunlarla kendi hakikatini, kayıt altına alması yatmaktadır!.. Bu kayıtları kırabilirse, kendine azâp veren tüm nesnelerden de arınmış olacak; dünyada yaşarken cehennemden azat edilmişlerden, diye târif edilenlerden olacaktır!.. Aksi takdirde, dünyada yaşadığı sürece de, öldükten sonra da çektiği azâplar da çok acı olacaktır. Ebu Umâme Bâhili'nin rivayet ettiği bir hadis : Ashab-ı suffeden biri vefat etti. Kefeni yoktu. Hz. Peygamber 'Onun elbisesini arayın' dedi. O'nun izarının iç kısmında bağlı bulunan iki dinar buldular. Bunun üzerine Hz. Peygamber 'Bunlar iki dağdır!' buyurdu. (Kaynak :İmam Ahmed) Yani bu kişi, bunlarla dağlanacaktır. ( Altın ve gümüş biriktirenlerin alınları, sırtları ve yanları dağlanacaktır. (Tövbe suresi /35) Zira kişinin ardından bıraktığı her şey, onun ahiret derecesinde bir eksikliktir. Çünkü bir kimseye dünyada Bir şey verildi mi onun nispetinde ahireti eksilir. Hz. Peygamber Bilâl (r.a) in, iftar etmek için sakladığı bir parça ekmeğini görünce onu böyle yapmaktan sakındırarak şöyle buyurmuştur. Ey Bilâl! İnfak et! Arş sahibinin az vereceğinden korkma! (Bezzar'dan) Yine Hz. Peygamber Bilâl'e şöyle buyurmuştur: Senden bir şey istenilirse (cimrilik) vermemezlik etme! Sana bir şey verilirse onu saklama (Taberani,Hâkim) (Daha geniş bilgi ya da çeşitli İslâm alimlerinin görüşleri için bkz. İhya-i Ulûm'id-Din 4 cild. Bölüm, tevekkül halleri,İmam Gazâlî ) 
|