Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

16/2/2009 - DİLİN AFETLERİ -4

Övmek

Allah Teâlâ Kur'an'da 'Kıyamet gününde Allah aranızda adâletle hükmedecektir' buyurmaktadır. Kıyamet gününün en önemli nedenlerinden biri olan kullarının hakkında ve birbirleriyle olan ilişkilerinde her şeyi en iyi bilen olarak nihaî kararı verecek tek güç, tek hâkimiyet ve tek karar sahibi olup kullarının ameline göre hükmedecek olmasıdır.

Hz. Peygamber (s.a) 'Ben bile Kıyamet günü Rabbimin bana ne ile muamele edeceğini bilemem ve ben amelime güvenemem fakat ancak Rabbimin rahmeti beni kurtarabilir!' buyurmuştur.

Bazı yerlerde övmek yasaklanmıştır. Kötüleme ise gıybet ve başkasının aleyhinde bulunmaktır. Övmede altı âfet vardır. Dördü övende, ikisi övülendedir.

Öven Taraftaki Âfetler

Birincisi: Bazen abartır bu ise onu yalana sürükler! Nitekim güvenilir, âbid ve zâhid bir kimse olan Hâlid b. Mikdad şöyle demiştir: 'Kim bir sultanı veya herhangi bir kimseyi, kendisinde bulunmayan sıfatlarla tanıklar huzurunda överse, Allah da kıyamet günü bu kimseyi dehşetten sarkmış diline basıp düştüğü halde haşreder'.

İkincisi: Bazen övücüye riya galip gelir. Çünkü öven kişi, övgüsüyle sevgi gösterisinde bulunur. Oysa kalbinde sevgi yoktur ve söylediklerine inanmamaktadır. Bu bakımdan söyledikleriyle hem riyakâr, hem münafık olur.

Üçüncüsü: Övücü, bazen olmayan şeyleri söyler. Hem de o şeylerden haberdar olma imkânı olmadığı halde söyler. Rivayet ediliyor ki bir kişi Hz. Peygamberin yanında bir kişiyi övdü. Peygamber kendisine şöyle dedi:

Sana yazıklar olsun! Sen arkadaşının boynunu kopardın. Eğer arkadaşın bu dediklerini işitseydi hiçbir zaman kurtuluşa eremezdi! Eğer biriniz, arkadaşını övmek mecburiyetinde ise, bari 'Ben filân kimseyi şöyle sanıyorum ve Allah katında hiç kimseyi temize çıkarmıyorum, çünkü o kimsenin kontrol edeni Allah'tır. Eğer onun öyle olduğunu görüyorsa öyledir' desin.

Bu âfet, mutlak vasıflarla övmekten meydana gelir. O vasıflar ancak delillerle bilinir. Kişinin 'O muttakidir', 'Verâ sahibidir', 'Zahiddir' 'Hayırlıdır' ve benzeri vasıfları söylemesi gibi... Fakat kişi ben onu geceleyin namaz kılarken, sadaka verirken, haccederken gördüm' dediği zaman bunlar kesin şeyler olduğu için sakınca olmaz.

Kişinin o âdildir, râzıdır demesi de o kabildendir; Çünkü âdil olmak ve rızâ gizlidirler. Bu bakımdan burada kesin konuşmak doğru değildir.

Ömer (r.a), bir kişiyi öven birini dinledi ve 'Sen onunla yolculuğa çıktın mı?' diye sordu. Öven 'Hayır' dedi. Ömer 'Sen onunla alış veriş ettin mi?' Öven 'Hayır' dedi. Ömer 'Sen onun komşusu musun? Sabah ve akşamını biliyor musun?' dedi. Öven 'Hayır' dedi. Ömer 'Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki sen o adamı tanımıyorsun' dedi.

Dördüncüsü: Övülen kişi zâlim veya fâsık(günahta ısrar eden) olduğu halde bazen övülmekten dolayı sevilir. Oysa böyle bir sevgiye meydan vermek doğru değildir.

Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Günahta ısrar eden bir kimse övüldüğü zaman Allah Teâlâ öfkelenir.(Beyhaki)

Hasan Basri şöyle demiştir: 'Kim, uzun yaşaması için zâlime dua ederse, o kimse Allah'a yeryüzünde âsi gelmeyi sevmiş olur!

Günahkâr bir zâlimin üzülmesi için aleyhinde bulunmak; sevinmesin diye kendisini övmemek en uygun harekettir.

Övülen taraftaki Âfetler

Övgü kişiye iki yönden zarar verir.

Birincisi: Övgü onda kibir ve gurur meydana getirir, kibir ve gurur ise helâk edicidirler.

İkincisi: Övüleni hayırla övdüğünde, bu övmeden sevinir, hayır yapma yönünden gevşer ve nefsinden râzı olur. Oysa nefsinden râzı olan bir kimsenin çalışması azalır; çünkü nefsini kusurlu gören bir kimse ciddiyetle çalışmaya koyulur.

Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Arkadaşını yüzüne karşı övdüğün zaman sanki sen onun gırtlağına üzerinde pırıl pırıl parlayan keskin bir usturayı gezdirmiş olursun. [İbn Mübarek] Başka bir kişiyi öven kimseye şöyle demiştir: 'Allah seni kessin. Sen adamı kestin!

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Bir kişinin başka bir kişiye bilenmiş bir bıçakla saldırması, onu yüzüne karşı övmesinden daha hayırlıdır.

Netice olarak bu husus Allah hakkında yalan uydurmak konusunu anımsatıyor. Bu konu da Allah'ın kulları üzerindeki tasarruf ile karar verme yetkisi ve onun hükmünü içermektedir.

Ömer (r.a) şöyle demiştir: Övmek, kesmek demektir'. Bunun hikmeti şudur: Çünkü kesilen bir kimse çalışmaktan gevşer ve çalışamaz hale gelir. Bir kimse övüldüğü zaman da gevşer veya kibir ve gurura meyleder. Kibir ve gurur ise helâk edici sıfatlardır. İşte bunun için de Ömer (r.a) övmeyi kesmeye benzetmiştir. Eğer övgü, öven ile övgüsü yapılanın hakkında bu âfetlerden uzak olursa, o vakit övmekte herhangi bir sakınca olmaz. Hatta böyle olduğundan övmek çoğu zaman iyi olur ve bunun için de Hz. Peygamber (s.a) sahabeyi överek şöyle buyurmuştur:

Eğer Ebubekir Sıddık'ın imanı -peygamberler hariç- tüm insanların imanıyla tartılsa muhakkak Ebubekir'in imanı ağır basar. Gerçekten övmek ve övülmek Allah'a mahsustur. Aişe (r.a) şöyle demiştir: Peygamber(s.a) kendiliğinden bir söz söylemez.

Nitekim Allah Teâlâ Kur'an'da şöyle buyurur: Allah, kalplerde olanı bilir.

Övülene Düşen Görevler

Övülen bir kimseye, kibir ve gururun âfetinden şiddetle sakınmak, övgüden dolayı ibadetlerde gevşeklik göstermekten şiddetle kaçınmak düşer.

Bir kimse Ömer (r.a) övdü, karşılık olarak Ömer ona şöyle dedi: 'Sen hem beni, hem de kendini helâk mı etmek istiyorsun?'

Bir kimse Ali (r.a) yüzüne karşı övdü ve aynı zamanda Ali'nin kulağına, bu kişinin aleyhinde konuştuğu haberi gelmişti. Cevap olarak Ali (r.a) ona şöyle dedi: 'Senin dediğinin (övdüğün hâlin) altında; nefsindekinin (yerdiğin hâlin) de üstündeyim!'


Konuşma Anında Hataların İnceliklerinden Gâflet Etmek

Allah ve onun sıfatlarıyla, dini emirlerle ilgili olan hususlarda sözleri yerli yerince kullanmaya, ancak alimler muktedir olurlar. O halde ilim ve fesahatta kusurlu olan bir kimsenin sözleri hatalardan uzak değildir! Fakat Allah onu cehaletinden dolayı affedebilir.

İbn Abbas şöyle anlatır: 'Bir kişi Hz. Peygamber'e (s.a) geldi. Bir iş için kendileriyle konuşarak dedi ki: 'Allah'ın ve senin dilediğin...' Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Sen beni Allah ile eşit mi kılıyorsun? Yalnızca Allah'ın dilediği de. [Nesâî, İbn. Mâce]

Ömer (r.a) Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Allah Teâlâ, sizi baba ve dedelerinizle yemin etmekten men eder. Bu şekilde yemin etmeyi yasaklar. Kim yemin etmek istiyorsa, Allah ile yemin etsin veya sussun. [Müslim, Buhâri]

Ömer (r.a) der ki: 'Peygamber'in bu hadis-i şerifini işittiğimden beri, Allah'a yemin ederim ki bir daha ecdadımla yemin etmedim'.

Ebu Hureyre (r.a), Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Sakın sizden bir kimde benim abdim (kölem), benim câriyem demesin. Çünkü hepiniz Allah'ın köleleri ve kadınlarımızın hepsi de Allah'ın câriyeleridir. Çocukları hakkında benim kızım, benim oğlum diyebilir. Köle de 'benim rabbim (sahibim), benim rabbiyem(sahibem)' demesin. Benim efendim, benim hizmet ettiğim hanımım desin. Çünkü hepiniz Allah'ın kölelerisiniz. Rab ancak Allah Teâlâ'dır. Sakın fâsık bir kimseye efendimiz demeyiniz. Çünkü o fâsık sizin efendiniz olduğu takdirde siz Rabbinizi kızdırmış olursunuz. [Ebu Dâvud]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sakın üzümlere kerm demeyiniz; çünkü kerm kelimesi, müslüman kişi demektir.[Müslim, Buhari]

Bu söz, isim olduğu şeyde hayır ve fayda olduğuna delâlet eder. Bu vasfa da üzüm değil, müslüman kişi daha lâyıktır.

İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilir: ''Muhakkak içinizden biri şirk koşar, hatta köpeği ile dahi şirke girer ve 'Eğer köpek olmasaydı bu gece malımız çalınacaktı' der''.

Bu ve benzeri sözler, konuşmaya dahil olanlardır. Saymakla bitirmek mümkün değildir. Kişi dilini serbest bıraktığı takdirde hatadan selim kalmaz ve bunu böyle düşündüğü anda Hz. Peygamber'in (s.a) 'Susan kurtulmuştur' hadis-i şerifinin sırrını anlamış olur. Çünkü bu afetlerin hepsi tehlike ve felâketlerdir ve hepsi de konuşanın yolunda beklemektedirler. Eğer konuşan susarsa selâmet bulur. Eğer konuşursa kendini tehlikeye atmış olur. Ancak fâsih bir dil, gelmiş bir ilim, koruyucu bir takvâ ve daimi bir murakabe kendisine refakat ederse ve kendisi de mümkün olduğu kadar konuşmayı azaltırsa selâmette kalması umulur. Kişi tüm bunlarla beraber yine de tehlikeden tamamen kurtulmuş sayılmaz. Eğer konuşmayı beceremeyen kimselerde isen bunu ganimet ve fırsat sayarak sükût edip selâmete kavuşanlardan olmaya çalış! Çünkü selâmet, bu ganimetlerden birisidir.


Âvam Tabakasının Allah'ın Sıfatlarından, Sözlerinden ve Harflerden Sormaları


Halk bunların kadîm(ezelî, sağlam, muhkem) mi, hadis mi (sonradan var olmuş) olduğunu sorar. Oysa halk tabakasının görevi, Kur'an'da olan ibadet ve taatlarla meşgul olmaktır. Ancak bu ibadet ve taatlarla meşgul olmak nefislere ağır gelir. Fuzuli hareketler ise, kalbe hafif geldiğinden avam tabakasından olan bir kimse ilme dalmaktan hoşlanır; çünkü şeytan kendisine 'sen âlimlerden ve fazilet ehlindensin' hayalini verir ve bu hayali kalbinde yerleştirmek için var kuvvetiyle çalışır. Onu kaydırıp küfrünü gerektiren bir sözü ağzından çıkarıncaya kadar yakasını bıraknaz. oysa kendisi küfrünü gerektiren bir söz söylediğinden habersizdir. Halk tabakasından birinin büyük bir günah işlemesi, o kimsenin ilim hakkında konuşmasından daha selâmetli ve tehlikesizdir. Hele Allah'ın zat ve sıfatları ile ilgili konularda konuşması daha da tehlikelidir. Halk tabakası ibadetlerle meşgul olu Kur'an'da bildirilen gerçeklere tetkik etmeksizin inanmak ve uymaktır. Avam tabakasının ibadetlerle ilgili hususların dışındaki konulardan sormaları edebe aykırıdır. Bununla Allah'ın azabına müstehak olurlar. Ve böyle konulara girmekle inkârcılık ve günah tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar.

Avâm tabakasının bu tür soruları, tıpkı çobanların padişahların sırlarından sormalarına benzer. Bu ise cezayı gerektiren bir durumdur. Kim ilmî bir meseleden sorarsa ve o meseleyi kavrayacak kabiliyette değilse, o kimsenin durumu kötüdür. Çünkü böyle bir kimse, bu meseleye nispeten halk tabakasından sayılır. Bu sırra binaen Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Ben sizi terk ettiğim sürece, siz de benim yakamı bırakıp soru sormayın; çünkü daha öncekiler, peygamberlerine fazla sorduklarından dolayı ve peygamberleri ile bu sebeple ihtilâfa (ayrılık, anlaşmazlık, aykırılık, uyuşmazlık)düştüklerinden ötürü helâk olmuşlardır. Ben sizi herhangi bir şeyden sakındırdığım zaman, siz de ondan sakının ve size emredilen bir şeyi ise, gücünüz yettiği kadar yapın. [Müslîm, Buhârî]

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller