Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

21/11/2008 - DÜNYA ALDANIŞ YURDUDUR

" Allah dünyayı altı günde yarattı


Dünya sevgisi her yanlışlığın temeli ve başıdır. Nitekim Allah Tealâ:' Ayetlerimiz kendilerine bildirildiğinde yüz çevirirler. Onlar şüphedeler ve büyük yanılgıdalar'

Kur'ân; helâl kılınan nimetleri, kendinize haram etmeyin, aşırılığa da kaçmayın, hep orta yolu tutun ikazını yapıyor. Aşırı gidilmeden yani ne cimrilik ne de israf yapmadan Dünya nimetlerinden istifade edilmelidir. Her zaman orta yol izlenmeli, bu da, adalete en uygun olanıdır.

Fakat Allah Tealâ Nerede bulunursanız bulunun yüzünüzü mescid-i harama çevirin. Allah'a yarışırcasına koşun. Bu buyruk haktır. Ayet-i celilesiyle sünnete uymanın önemi ortaya çıkmaktadır. Her şeyin bir ölçü ve değeri olduğu gibi Allah yolunda yarışmanın da dereceleri vardır. Dünya hakkında, bir ağaç altında bir müddet gölgelenip yoluna devam eden bir yolcu gibi davranmak zaruret miktarıyla yetinmektir.

Ebu Musa el-Eş'ari, Hz. Peygamber'in şöyle dediğini rivayet etmektedir.

Kim dünyasını severse ahiretine zarar verir. Kim ahiretini severse dünyasına zarar verir. Siz ebedi olanı geçiciye tercih ediniz.

Zeyd b. Erkam der ki: Biz Ebubekir Sıddık'la beraberken su istedi. Kendisine bal şerbeti getirildi. O şerbeti ağzına yaklaştırdığında yanındaki arkadaşlarını ağlatacak şekilde ağladı. Onlar sustukları halde o hala susmamıştı. Sonra yeniden ağlamaya başladı. Hatta yanındakiler istediğini bulamadığı için ağladığını sandılar. Sonra gözlerini sildi ve kendisine 'Ey Resulullah'ın halifesi! Seni ağlatan nedir?' dediler. Ebubekir (r.a) şöyle dedi: 'Ben Hz. Peygamber ile beraberdim. Baktım ki beraberinde hiç kimse olmadığı halde bir şeyi kendisinden uzaklaştırıyor. Bunun üzerine 'Ey Allah'ın resulü, uzaklaştırdığın nedir?' diye sordum. Cevap olarak şöyle dedi: 'Şu dünyadır! Bana temessül etti. Ben de ona 'Benden uzaklaş!' dedim. Tekrar döndü ve dedi ki: 'Eğer sen yakanı benim elimden kurtarsan bile senden sonra gelenler yakasını elimden kurtaramaz'.

'Şu kimsenin durumuna hayret ediniz ki o kimse ebediyet yurdunu (cennet-cehennem) tasdik ettiği halde aldatma yurdu (Dünya) için var gücüyle koşar,çabalar.(İbn Ebu Dünya, Beyhaki).

Kur'anda şöyle bildiri yer alır "Eni Gökler Ve Yer Kadar Olan Cennete Yarışırcasına Koşun"

Dünyanın yaratılışı ile ilgili tüm kimyasal ve fiziksel olaylarda bir çelişki görülmez. Çünkü "Her şeyi idare eden yalnızca Allah'tır".İnsan yaradılış icabı olarak Yüce Allah'ın takdir buyurduğu, onun için çizilmiş olan sınırları aşamaz. Meselâ bir insan aynı anda farklı iki sesin ne dediğini takip edemez dinlese de anlayamaz. Kuş gibi göklerde aletsiz edevatsız uçamaz. Bir ağacın kökünü toprağı eşelemeden ve alet yardımı olmadan göremez, Ağacın kökünü incelemesi için kendisine örtü olan toprağa doğru yönelip çalışması lazım. Kalp gözü de böyledir. İnsanın kulağı, gözü, kalbi mühürlü olursa ki nitekim Kur'anda “Allah zâlim kavmi doğru yola iletecek değildir” buyrulmadadır. Allah'ın emirlerinden sıyrılıp günah batağına sapmış kimseler doğru yoldan böylelikle yüz çevirir. Habersiz bir tutum içerisinde yaşar. Fakat Allah'a yarışırcasına koşmaya çalışan akleden,düşünen,ibret ve dersler alan kimselerin kulak ve gözlerindeki mührü Allah Teala açar.
Ne büyük gündür o gün, Kıyamet.
" O gün dağlar atılmış pamuğa benzer. Gök yağ gibi eriyip gül gibi kızarır. Hamile kadınlar çocuğunu düşürür. Çocukların bile saçları ağarır. O gün herkes kendi derdi ile ilgilenir. "
Yağ gibi eriyip gül gibi kızaracak olan bir gökyüzü !...bize göre elli bin yıllık meleklere göre ise gökten yeryüzüne sadece bir gün içinde inip çıkma mesafesi... gökler eriyince yatay olarak sağlı sollu genişleme başlar. Kubbe tavan görünümlü gökyüzü su buharının tutulduğu tavan olmaktan çıkar. Bir hadis vahyinde "eni; gökler ve yer kadar" ibaresi yer alır. Yani yatay ve dikey bir açılma ile bize göre elli bin yıllık süre olan elli bin yıllık yol ve yedi misli kadar daha genişlediği bununla beraber inananların ne korku ne tasa yaşayacakları bir biçimde kalplerinde, gönüllerinde de aynı oranda bir ferahlık ve huzurla birlikte en büyük ongunluk ve kurtuluşa erdirilir.

Rivayet ediliyor ki, Hz. Peygamber (s.a) bir mezbelelik üzerinde durdu ve şöyle buyurdu:

'Ey ashabım! Gelin dünyaya bakın!' Bu esnada mezbelenin üzerinden çürümüş bir kemiği eline aldı ve şöyle dedi: 'İşte bu Dünya'dır'.(Tirmizi, İbn Mace)

Ebu Hüreyre Hz. Peygamber'in şöyle dediğini rivayet etmektedir: 'Ey Ebu Hureyre! Sana dünyanın tamamını, içindekilerle beraber göstereyim mi?' Ben 'Evet ey Allah'ın resulü!' dedim. Bunun üzerine elimden tuttu ve beni Medine'nin derelerinden birine götürdü. Baktım ki bir mezbelelik...O mezbelelikte insanların kafatasları, pislikleri, paçavra ve kemikleri vardı. Sonra bana şöyle dedi:

'Ey Ebu Hureyre! Şu kafa tasları sizin harisliğiniz gibi (dünyaya karşı) haris idiler. Sizin umduğunuz gibi umarlardı. Sonra onlar bugün derisiz kemik kesilmişler, sonra da toprak olmaya yüz tutmuşlar. Şu pislikler, yemeklerinin çeşitleriydi. Kazandıkları kaynaklardan kazandılar. Sonra karınlarına attılar. İşte öyle bir hale gelmiş ki insanlar onlardan korunup kaçıyor. Şu çürümüş paçavralar onların kılları ve elbiseleriydi. Öyle bir hale gelmiş ki esen rüzgarlar onları alt üst edecek derecede evirip çevirir. Şu kemikler bineklerinin kemikleridir ki o bineklerin sırtında dünyanın dört bucağını gezerlerdi. Bu bakımdan dünya için ağlayan ağlasın.(Ebu Talib el-Mekki mürsel olarak Hasan Basri'den rivayet eder).

Nitekim Allah Tealâ :'Dünyayı gezin,dolaşın. Yalanlayanların sonu ne olmuş görün!' buyurmaktadır Bu bakımdan dünya için ağlayan ağlasın. Nitekim Allah Tealâ :'Dünyayı gezin,dolaşın. Yalanlayanların sonu ne olmuş görün!' buyurmaktadır. Peki, Allah Tealâ niçin inananların sonu ne olmuş görün! Buyurmuyor? Dikkat ediniz! İyi akıbet;Allah'tan korkanların olacaktır. Çünkü onların sonucu hayırlı, mutlu sonuçtur. Allah onların dostu ve yardımcısıdır. Hüküm yalnızca Allah'ın elinde bulunduğu bir yere ahirete, oradan Kıyamet Gününe ve ebediyete uzanacak güzel bir hayata yelken açmışlardır. Onların dünyadaki kalıntılarına bile (mezbelelikteki ifade gibi) aşağılayıcı ifade kullanılmamıştır.

Hz. İsa (a.s) şöyle demiştir:

Sakın dünyaya tapmayın ki o da sizi köle edinmesin! İsraf edip zayi etmeyen bir kimseye(Allah'a) hazinelerinizi emanet ediniz. Zira dünya hazinesinin sahibi için afetten korkulur. Allah hazinesinin sahibi için ise âfet söz konusu değildir. (İbn Ebu Dünya)

Yine Hz. İsa (a.s) şöyle demiştir: 'Ey Havariler! Ben sizler için dünyayı yüzükoyun yere yıkmış bulunuyorum. Bu bakımdan benden sonra onu canlandırmayınız! Zira dünyanın habasetinden biri de onun içinde Allah'a isyan edilmesidir. Başka bir habaseti de ahiret, ahiret ise ancak dünyayı terk etmekle elde edilir. Dikkat ediniz! Dünyayı bir geçit edininiz! Onu ahiret gibi tamir etmeyiniz! Biliniz ki her hatanın kökü, temeli dünya sevgisidir. Çoğu zaman bir anlık şehvet; uzun zaman üzüntüyü gerektirir.'

Yine şöyle demiştir: 'Dünya sizin için yayıldı. Siz onun sırtına oturdunuz! Sakın onun hakkında padişah ve kadınlar sizinle münazaaya girişmesinler. Padişahlara gelince, dünya için onlarla münazaa etmeyiniz. Siz onları dünyalarıyla baş başa bıraktığınız müddetçe size dokunmazlar. Kadınlara gelince, oruç tutmak ve namaz kılmak suretiyle (şehvetlerinizi kırıp) onların şerrinden kaçınınız'.

Yine şöyle demiştir:' Dünya hem talip, hem de matlubdur. Bu bakımdan dünya, ahiret talibini arar ki o rızkını dünyada tam manasıyla alsın. Dünya taliplisini ise ahiret arar. Ta ki ölüm gelip onun yakasına yapışıncaya kadar'.

Hz. Muhammed(s.a.v) şöyle demiştir: Allah Teala dünyadan daha değersiz bir şey yaratmış değildir.(Nitekim Kur'an'da Yüce Allah şöyle buyurmuştur:'Allah'ın ayetlerini değersiz şeylerle değişmeyin) ve Allah Teala dünyayı yarattığından beri ona şefkat nazarıyla bakmamış ve sivrisineğin kanadı kadar bile değer vermemiştir'.

Yaratıldığı günden beri Allah dünyaya bakmamıştır. Kıyamet gününde dünya 'Ya Rab! Beni bugün mertebece en düşük olan veli kuluna nasip eyle! Diyecektir. Hz. Peygamber şöyle devam eder: 'Ey hiç! Sükut et! Ben seni onlar için dünyada bile vermeye razı olmadım. Bugün mü seni onlara vermeye razı olacağım? (Musa b. Yesar'dan)

Hz. İsa (a.s.) şöyle demiştir: 'Dünyaya arkadaş olana yazıklar olsun! Nasıl olup da dünyayı ve dünyada olanları terk edecek? Dünya onu nasıl aldatıp da emin kılar? O da dünyaya güvenir, sonunda mağlup olur. Aldananlara yazıklar olsun!Dünya nasıl onlara istemediklerini göstermiş, onlardan sevdiklerini uzaklaştırmış ve onlar için savrulan tehditler gelip onları bulmuştur. Dünyayı hedef edinenlere amelleri hata olana cehennem vardır. O yakında günahıyla çok acı bir azaba uğrayacağını bir bilseydi!

Denildi ki: Allah Musa(a.s.)'a vahyederek şöyle buyurmuştur: Ey Musa! Zalimlerin eviyle senin ne ilgin var?Muhakkak o ev senin için ev değildir. Himmetini ondan kes, aklınla ondan ayrıl. Ne çirkin evdir o ev! Ancak o evde amel eden bir kimse için ne güzel evdir o ev! Ey Musa! Muhakkak ben zalimi tarassut eder, ondan mazlumun ahı alınıncaya kadar onu beklerim.

Ebu Derda Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: Eğer benim bildiğimi bilseydiniz muhakkak az güler,çok ağlardınız. Muhakkak dünya,sizin nezdinizde kıymetsiz olurdu. Muhakkak ki ahireti dünyaya tercih ederdiniz. (Taberani)

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Benim ümmetimin şerlileri, o kimselerdir ki yemeklerin çeşitlerini,elbiselerin renklilerini isterler ve avurtlarını doldurup,gırtlaklarını çatlatırcasına konuşurlar. (Taberani)

Kur'anda şöyle buyrulur: “Yeryüzünde eteklerinizi sürüye sürüye yürümeyin. Yoksa siz ne yeri delebilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsiniz”.

İnanan bir kimsenin izarı, bacaklarının yarısına kadar ise, o giysi ile topuklar arasındaki mesafenin açık kalmasında sakınca yoktur. Ondan daha aşağı sarkan ise ateştedir.(Malik,Ebu Davud, Nesai ve İbn Hibban)

Ebu Süleyman ed-Darani'nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: 'Benim ümmetimden, riyakar ve ahmak hariç hiç kimse kıldan yapılmış kumaşı giymez!'

Evzai şöyle demiştir: 'Sefer halinde yünlü giymek sünnettir. Hazerde yünlü giymek ise bid'at!'

Basralı bir abid olan Muhammed b. Vasi!', Kuteybe b. Müslim'in huzuruna, sırtında yünlü cüppe olduğu halde girdi. Kuteybe ona 'Bu kaba yünlü abayı giymeye seni zorlayan nedir?' diye sordu. Muhammed sükut etti. Kuteybe 'Ben seninle konuşuyorum,sen cevap vermiyorsun ha!' dedi. Muhammed cevap olarak dedi ki: 'Nefsimi tezkiye ederek zühdden dolayı giymiş olduğumu söylemekten çekindiğim gibi, fakirlikten dolayı giyiyorum diyerek Rabbimi şikayet etmekten de çekiniyorum'.

Ömer (r.a)şöyle demiştir: 'Kaba elbiseler giyin! Kisra ve Kayser'in elbisesi olan Acem kisvesinden sakının'.

Ali (r.a)şöyle demiştir: Allah Tealâ; hidayet önderlerinden en aşağıdaki insanların seviyelerine inmeleri için söz almıştır ki zenginler onlara uysun ve fakir, fakirliğinden dolayı tahkir edilmesin!'

Hz. peygamber aba giymeyi, yumuşak elbise giymeye tercih etti..Hz. Peygamberin ayakkabısının bağı eskimişti. Onu ipekli ile karışık bir sırımla değiştirdi. Yenisiyle namaz kıldı. Selam verdiği zaman şöyle dedi:Bana eski bağı getiriniz. Şu yeni bağı çözünüz. Çünkü ben namazda buna baktım ve dolayısıyla meşgul oldum.

Hz. Peygamber (s.a) işlemeli ve siyah bir kürkün içinde namaz kıldı. Selam verdiği zaman şöyle dedi: Bu kürke bakmak beni meşgul etti. Onu Ebu Cehm'e götürün. Bana onun abasını getirin. (Müslim,Buhari)

Hz. Peygamber altından bir yüzük taktı. Minber üzerinde iken gözü ona ilişti. Sonra çıkarıp attı ve şöyle buyurdu:

'Bu beni meşgul etti. Ona bir bakış, size bir bakış,(işte bu olmaz).

Hz. Peygamber (s.a) bir ara bir çift yeni pabuç giydi. Güzelliği hoşuna gitmişti. Bunun üzerine derhal secdeye kapandı. Kalkarken şöyle buyurdu:

Onların güzelliği hoşuma gitti ve bana buğz etmesinden korkarak Rabbime tevazu gösterdim.

Sonra onları çıkarıp ilk gördüğü fakire verdi.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah Teala, hangi elbiseyi giydiğine aldırmayan ve üstü başı yırtık olan bir kimseyi sever. (Deylemi)

Ebu Bürde der ki: Aişe (r.a) keçeleşmiş bir aba ve kalınca bir izarı çıkarıp bize gösterdi ve 'İşte Allah'ın resulü bu iki elbisenin içinde ruhunu teslim etti!' dedi.

Aişe(r.a) demiştir ki:'Bazen kırk gün geçerdi de Allah resulünün evinde ne bir çıra yanar, ne de ateş yakılırdı!Bu söz üzerine denildi ki: 'O halde siz nasıl yaşıyordunuz? Şöyle demiştir: 'İki siyahla yaşıyorduk;yani su ile hurma...' Onların iki siyahla yaşaması eti, tiridi, veya katığı terk etmek demektir. (İbn Mace)

Katığa gelince onun en azı tuz, sebze veya sirkedir. Ortancası zeytinyağından veya herhangi bir yağdan azıcık bir şeydir. Onun en yüksek derecesi ise et yemektir. Bu da haftada bir veya iki kere olursa böyledir. Yemeği azaltıp oburluğu önlemenin faydaları asrımızda ilmen de tespit edilmiştir.

Dünyadan yüz çevirip Allah'a yönelmenin manası; kalbin zikren ve fikren Allah'a yönelmesi demektir. Bu ise ancak yaşamakla beraber düşünülebilir. Yaşamak da ancak nefsin zaruri isteklerini karşılamakla olur. Bu bakımdan zararlı şeyleri bedenden uzaklaştırıp zorunlu miktarla yetindiğin halde gayen de bedenden ibadet hususunda istifade etmekse, 'Allah'tan gayrısiyle meşgul değilsin'.İşte bedenini de yok edici açlık ve susuzluktan yemek ve içmekle,hararet ve soğuktan giymekle ve meskenle korumaktaki maksadın da böyle olması gerekir. Bu bakımdan zaruri miktarla yetinip yemekten,içmekten,giymekten ve meskenden lezzetlenmeyi değil, aksine Allah'a ibadeti için gereken kuvvetin teminini kasdetmelisin.

Hz. Peygamber (s.a) amcası Abbas'a yüksek yaptığı bir evi yıkmasını emretti.(Taberani)

Hz. Peygamber(s.a) yüksek bir kubbenin yanından geçerken Bu kimindir?' diye sordu. 'Filan adamındır' dediler. Ev sahibi Hz. Peygamber'e geldiğinde ondan yüzünü çevirdi. Eskiden olduğu gibi ona yönelmez oldu. Bunun üzerine kişi, ashaba, Hz. Peygamber'in neden değiştiğini sordu. Durum kendisine anlatılınca gidip o kubbeyi yıktı.

Bunun üzerine Hz. Peygamber oradan geçerken kubbeyi görmeyince ona ne olduğunu sordu. Ashab Hz. Peygamber'e hadiseyi anlattılar. Hz. Peygamber o adama hayır duada bulundu. (Ebu Davud,.Enes'ten)

Hasan der ki: 'Hz. Peygamber bir kerpici kerpiç üstüne, kamışı kamış üzerine koymadan dünyadan göç edip gitti.(İbn Hibban).

Allah bir kuluna şer irade ettiğinde onun malını su ile çamurda helak eder. (Ebu Davud).

Abdullah b. Ömer (r.a) der ki: Kamıştan bir ev yapıyorduk. Hz. Peygamber (s.a) yanımızdan geçerken 'Bu nedir? Diye sordu. Biz de 'Bizim çürümeye yüz tutan evimizdir. Tamir ediyoruz!' dedik. Hz. Peygamber şöyle dedi: 'Ben ahiret işini bundan acele görüyorum'.

Hz. Peygamber kendisine evinin darlığından şikayet eden bir kişiye 'Göktekini (cennette) genişlet' buyurmuştur. (Ebu Davud)

Kim ihtiyaçtan fazla bina yaparsa Kıyamet Gününde o binayı sırtlaması istenir. (Taberani)

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Her bina Kıyamet Gününde sahibinin boynuna bir vebaldir. Ancak sıcak ve soğuktan koruyan bina müstesnadır. (Ebu Davud).

Süfyan es-Sevri, mükemmel yapılan bir binaya bakmayı yasaklayarak şöyle demiştir: 'Eğer o binalara hayran hayran bakılmasaydı sahipleri onları öyle yapmazdı. Bu bakımdan o binalara bakmak onları o şekilde yapmaya yardım etmek demektir.

Hz. Peygamber (s.a) Aişe(r.a)'ın kapısında bir perde gördüğünde yırtıp şöyle buyurmuştur: Bu perdeyi her gördüğümde dünyayı hatırlıyorum. Bu perdeyi filanın ailesine gönder. (Tirmizi)

Aişe (r.a) bir gece Hz. Peygamber'e yeni bir döşek serdi. Hz. Peygamber o zamana kadar katlanmış abanın üzerinde yatıyordu. Bütün gece durmadan yan değiştirdi. Sabahladığı zaman, Aişe'ye dedi ki: O yırtık abayı geri getir. Bu döşeği benden uzaklaştır. O beni bu gece uykusuz bıraktı. (İbn Hibban)

Hz. Peygamber'e geceleyin beş veya altı dinar geldi. Onları o gece evde bıraktı. Fakat uyuyamadı, onları gece dağıttı.

Aişe diyor ki: 'Onları çıkarıp verdikten sonra uyudu. Hatta uykuda horladığını bile işittim'. Sonra şöyle demiştir: 'Acaba bu para yanında olduğu halde Rabbine kavuşursa, Muhammed Rabbine ne cevap verecek?' (İbn Hibban)

İnsanın kurtuluş ve mutluluğu, melekler sıfatında olmaktır. Çünkü insan onların cevherinden olup, bu âleme yolcu olarak gelmiştir. Onun mâdeni, melekler âlemi olacaktır. Buradan götüreceği garip sıfatları, onların muvafakati ile ondan ayıracaklardır. Oraya gittiği zaman onların sıfatında olmalıdır., buradan Hiçbir yabancı sıfat götürmemelidir. Mal saklamaya hâris olan, mal ile meşguldür. Gururlanmaya hâris olan insanlarla meşgûldür. Belki yalnızca Allah Tealâ'nın aşkına dalmış, başka Hiçbir şeye iltifat etmezler. O halde insanın kalbinin bağlılığı maldan, biriktirmekten kesilmeli ve insanlardan ayrılmalıdır.'Kantar kantar altına, gümüşlere, nişanlı atlara, evlâtlara düşkünlük, dünyâ hayâtının metâlarıdır.'Bunlardan kısmen temizlenmek ancak bununla olur. İnsandan ayrılmayacak sıfatlar bunların arasında bulunursa da, bir yönden onlardan uzak olmuş olur.

Yarışırcasına Allah'a koşmak için; kalbe dikkat etmek, her şeyden kesilmek, herkesten ayrılmak ve Allahü Tealâ ile meşgûl olmak ve buna dalmak lâzımdır. Nitekim Allah Tealâ 'Âkıbetleriniz neymiş yakında görecek ve bileceksiniz'.'Oyalanın bakalım.'.'Biz dünyayı eğlence olsun diye yaratmadık. Eğer öyle olsaydı, bunu kendi katımızda bulabilirdik.' buyurmaktadır. Her şey Allah'ı tespih eder, fakat siz farkına varamazsınız'...'ayakta iken, otururken ve yan yatarken Allah'ı anın' Belki Lâ ilâhe illâllah'ın hakikati de budur. İnsanın bütün dünya alâkalarını tamamen kesemeyeceği sebebiyle de buyurdu: 'İçinizden oraya (cehenneme) uğramayacak kimse yoktur.( 'Meryem, 19-71.)

O halde bundan anlaşılıyor ki, bütün riyazetlerin sonu ve bütün mücahadelerden maksat, bir kimsenin tevhide kavuşmasıdır. Bu da yalnız Allahü Tealâ'yı görmesidir ve kâfidir. Yalnız O'na itaat edip, bağlanmalıdır. Kalbinde başka bir ilgi kalmamalıdır. Böyle olunca güzel ahlâk elde edilmiş olur. Hattâ insanlık âleminden kurtulup Hakk'ın hakikatine kavuşur.

Ömer (r.a) şöyle demiştir: 'Hz. Peygamberin yaşam tarzını görmek kimi sevindirirse Amr b. Esved'e baksın!'

Amr b. Esved el Ansi der ki: 'Hiçbir zaman kaliteli elbise giymem. Hiçbir zaman geceleyin döşek üzerinde yatmam. Hiçbir zaman seçilmiş bir bineğe binmem. Hiçbir zaman hiçbir yemekten karnımı doyasıya doldurmam'.

Allah katında sevimli olsa bile kul, şöhret elbisesini giyince -onu sırtından çıkarıncaya kadar- Allah, ondan yüz çevirir. (İmam Ahmed)

Zühd ve takva bakımından Hz. İsa (a.s) şöyle demiştir: 'Ciddi olarak size diyorum: Firdevs'i talep eden bir kimse için arpa ekmeği yemek ve mezbeleliklerde köpeklerle beraber uyumak bile çoktur'.

Yahya b. Main şöyle demiştir: Ebu Muaviye el-Esvedi'nin mezbeleliklerden paçavra toplayıp yıkadığını, yamalayıp giydiğini gördüm. Bunun üzerine kendisine 'Sen bundan daha iyisini giyebilirsin' dedim. Buna karşılık şöyle dedi: 'Onlara dünyada isabet eden musibetler zarar vermez. Allah Tealâ cennet ile onlar için her musibeti cebreylemiştir!'(Karşılında cennetler verilmek üzere Allah Tealâ onların canlarını ve mallarını satın almıştır).

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller