Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

29/1/2008 - KÂFİRLER SÛRESİNE DAİR

KÂFİRLER SÛRESİ

DE Kİ: EY KÂFİRLER

BEN SİZİN TAPTIĞINA TAPACAK DEĞİLİM

SİZ DE BENİM TAPTIĞIMA TAPACAK DEĞİLSİNİZ

BEN DE SİZİN TAPTIKLARINIZA TAPICI DEĞİLİM

SİZ DE BENİM TAPTIĞIMA TAPICI DEĞİLSİNİZ

O HALDE SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANADIR.


1 - Din; üstün gelmek, daha kuvvetli birisinin daha az kuvvetli birisini kendine itaat ettirmesi anlamına gelir.

2 – Din, hizmet, birisinin emri altına girmek, birisinin işini araştırmak, başkasının üstünlüğünü kabul edip boyun eğmek manâlarına gelir.

3 – Din; şeriat, kanun, yol, âdet anlamlarına gelir. Bu anlamlarda kelime şöyle kullanılır:

4 – Din; ceza, mükâfat, muhakeme ile hesabı görmek

a) Ne yaparsan sana da o yapılır anlamında.

Din ancak, yalnızca Allah'a tapmak O'nun emirlerini yapıp yasakladıklarından kaçmak.

Âyetlerdeki”Din” kelimesinden maksat, insanın kayıtlı bulunduğu kanun, sınır, yol, fikrî ve fiili nizamdır.

Eğer kişinin uymak suretiyle dayandığı otorite, kanunlardan bir kanun veya nizamlardan bir nizam ise, o Allah'ın hükmüdür ve kişi şüphesiz Allah'ın dini üzerindedir. Eğer bu otorite krallardan birine aitse veya şeyhler, ve ruhban sınıfının otoritesi ise kişi onların dini üzerindedir. Sözün kısası, eğer bir kimse herhangi bir kişiyi en üstün dayanak, hükmünü de en son hüküm kabul eder ve çizdiği yola ayniyle uyup, tâbi olarak mucibince hareket ederse, şüphesiz ki bunu yapan kişi onun”dinine”, “yoluna” girmiş demektir.

Dini yalanlayanı gördün mü? Onlar yetimi hor görür, yoksulu doyurmak için kimseyi teşvik etmezler” (Mâûn : 1-3)

Onları Allah'ın dinine dâvet et”

Kıyamet ansızın başınıza gelecektir. O gün ne anne babanın evlâdına, ne de evlâdın anne babasına bir faydası dokunmaz. O gün hüküm yalnızca Allah'ındır” “O gün herkese işlediklerinin karşılığı verilecektir”

....Allah'ın çizdiği sınırlar bunlardır. Kim bu sınırları aşarsa, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. Gerçek işte budur.

Onlar ise şüphe içindeler ve büyük yanılgıdalar. Eğer inanırsanız bu hakkınızda hayırlıdır. Allah hesabı tez görür.

Rabbiniz Allah işte budur”

Bu âyetlerde “din” kelimesi, hüküm, hesap görmek, mükâfat veya ceza manâlarında kullanılır.

Kuran'dan anlaşılır ki her ne olursa olsun kişinin en yüksek bir otoriteye boyun eğdiği, emirlerine uyulması gerektiği, men edilenlerden kaçınılması gerektiği, hayatında kanun, kaide ve sınırları ile bağlı bulunduğu, kendisine itaat etmede büyüklük, mükafat ve derecelerde ilerleme umduğu, isyan halinde de zillet, aşağılık ve kötü sonuçtan korktuğu bir hayat nizamını kastettiğini görüyoruz.

Din kelimesi Allah'a inanmak ve O'nun bildirdiklerine uymak şeklinde kastedilen manâ, ameli, ahlâki, fikrî, itikadî her cephesini içine alan şümullü ve mükemmel işleyen bir hayat nizamıdır.

Din tarihinde bahsedilen din kelimesinin ise yalnızca iki anlamı vardır.

a) Din adına dindarlık denilen (religiosite) subjektif bir haldir.

b) Din kelimesinin ikinci anlamı ise kişinin kendi dışındaki çevrenin alışkanlıklarından veya nesilden nesle aktarılan ölümsüz eserlerinden müteessir olarak yaşayabileceği objektif bir gerçektir. Ve tamamen bir milletin veya kitlenin bağlandığı, inanç ve hareket metodu ihtiva eden prensiplerin tümüdür. Din iki taraf arasında bir tarafın bağlılığına ve diğer tarafın hakimiyetine dayalı karşılıklı bir ilişkidir. İki taraftan birisi için kullanıldığında bağlılık, yönlenme diğer taraf için emir ve hakimiyet manalarına gelir. İki taraf arasındaki ortak ilişkiler için kullanılınca, iki taraf arasındaki ilişkileri düzenleyen prensip ve düsturdur. Fakat her zaman için bağlılık örfte din anlamına gelmez. Mağlubun, galibe boyun eğmesi, çocuğun babasına itaat etmesi, yönetilenlerin yönetenlere itaati hiçbir zaman için din değildir.

İslâm dünyasında dinin şu tarifi şöhret bulmuştur: Din; “Akledenlerin kendi övülmeye değer iradeleriyle kendileri için hayırlı olan şeye götüren ilâhi kanundur.

Din; “İlâhi bir kanun olup, akledenleri kendi iradeleriyle dünyada iyiliğe, ahirette kurtuluş ve mutluluğa götürür.

Din; Allah'ın buyruğu ile insanlar ve kendimiz hakkındaki davranışlarımızda bize yön verecek olan inanç ve bayraklardır.

Din; kutsal varlıkla ilgili her türlü ibadetler ve iman ile toplu bir sistemdir. Bu sistemde bağlanan kişiler manevi bir birlik meydana getirirler.

Din bir ruh ve irade şeklinde yaşayan var olan kainata hakim bir Allah'a inanmaktır.

Subjektif olarak din; İnsanın Allah'a karşı içinden gelen aşk, tazim ve itimat ile bağlanması : Allah' a ve onun koyduğu prensiplere ve gayelere karşı tüm akıl ve hissiyatı ile bağlanmaya mecbur olduğunu kabul etmesi

Objektif olarak din : Subjektif olarak duyulan din duygusunun harici fiil ve hareketlerle beyan ve ifade edilmesi- ibadetler, ahlaki sorumluluklar gibi.

Oysa puta tapınmalar, geçici bir takım sapmalar olup, çocuksu hastalıklardır. Asıl ebedi ve evrensel olan inanç: Yüce bir yaratıcıya inanmadır.

Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar, sonradan ebeveyni onu yahudi, mecusi veya hıristiyan yapar.

Genel olarak tarafları ve kuralları ile birlikte yaratılışın adı İslam dır. Yaratılış, anlayış üzerine bina edildiğinden, işin bilimsel tarafını meydana getiren maddi işleyişle birlikte bu işleyişin anlaşılmasını sağlayacak kurallar bir aradadır.

Bu nedenle farklı inançları bir araya getirmek için kullanılan “Dinler arası hoşgörü” “Dinler arası diyalog” gibi ifadeler hatalıdır. Farklı dillerde ki telaffuzu farklı olabilir ancak kaynağı itibarı ile Din tektir ve adı “İslam” dır. İslam yukarıda söylediğimiz gibi maddi yaratılış ile birlikte bunun anlaşılmasını sağlayan şeylerin tümüdür. Peygamberlerin getirdikleri bu şeylerden ayrı değildir. Yani Musa’nın getirdiği ile İsa’nın getirdiği farklı din değildir. Bu nedenle 'dinler arası' ifadesini kullanmak yaptığı çağrışım itibarı ile sakıncalıdır, bunun yerine 'İnançlar arası' ifadesi kullanılabilir. Çünkü her peygamberin getirdiği şey ancak bir yoldur. Her peygamberin getirdiği yolu kapsamında tutan hakikat aynıdır ve her yol ancak bir inanç sistemidir.

Bu gün Müslümanında ve Müslüman olmayanında İslamın sadece Müslümanlık olduğu gibi bir kanı vardır ki bu son derece yanlış bir kanıdır. Günümüz Müslümanlarının İslam üzere olduklarının söylenebilmesi de zordur. Müslümanlık da diğerleri gibi bir inanç sistemi olup inanç sahiplerinin yozlaştığı derecede diğer inanç sistemlerinde olduğu üzere İslamdan uzaklaşmış olacaktır. Bu nedenle Müslümanların kendilerini bu hakikat üzere eleştirmeleri ve hakikatten ne derece uzağa düştüklerini görmeleri gereklidir.

Bu husus da günümüz Müslümanlarında şu da gözlenmektedir ve çok önemlidir. Kur’an sanki indirildiği devrin insanlarına gelmiş ve iş o günün insanlarının anlayışı ile son bulmuştur. Çünkü günümüzde otorite olarak kabul edilen kimseler ağzını açtığında bin yıl öncesinin otoritesinin söylediklerinden ileri söylememektedir. Halbuki o günlerden bu güne teknolojik gelişmeler sonucu bilim çok ilerledi. Ancak Müslüman dünyasında bu gelişmelerin penceresinden Kur’ana veya Kur’anın penceresinden bu gelişmelere bakabilenler henüz çıkmadı”.


Yazının ikinci paragrafında açıklanan “Dinler arası ifadesini kullanmak yaptığı çağrışım itibarı ile sakıncalıdır, bunun yerine 'İnançlar arası' ifadesi kullanılabilir” sözünde ,evet sadece bu sözde bir yanılma var. Diğer ifadelerin tümüne katılıyorum. Çünkü Kuran'ın Kâfirler Sûresinde: De ki: Ey kâfirler ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapıcı değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapıcı değilsiniz. O halde sizin dininiz size benim dinim banadır.

Rabbin kâfirler hakkında “Sizin dîniniz size, benim dînim banadır” ayeti kimleri kapsamaktadır? Kâfirler “Biz öldükten sonra mı dirileceğiz? Derler. Onlar yüzükoyun alevli ateşe atılacaklardır. Ölümden sonra diriltilip hesabı görülmeyeceğini sanarak Allah'tan korkmadan O'nun emir ve yasaklarından gâfil yaşayanlar kör, sağır ve dilsizlerin ta kendileridirler. Onlar için çok acı bir azap vardır. Bu bakımdan bunlar kendilerine sonuçları itibâriyle ister Müslüman, ister Hıristiyan, isterse ateist desinler hiç önemli değil. Hadiste: "Müslüman ümmeti yetmiş üç fırkaya ayrılır bunlardan biri kurtulur!"Çünkü Kuran'da "Ancak Allah'tan korkun've 'Allah'tan korkun ki kurtuluşa erin' buyrulur.


Yeryüzünde tek din olan İslâm (Allah'a ve O'nun varlığı, birliği sıfatları, emir ve yasakları ve bu yasaklarla ilgili vâdlerinden haberdar olup O'na tam bir teslimiyetle boyun eğmek dışında her yol bâtıldır. Ve ona İslâm denilmez.

Resûlullah (s.a) çarşıyı dolaşırken satıcının birinin malın iyisini, görünen yere çuvalın üzerine, kötüsünü ise altına sakladığını görünce, elleriyle çuvalın içindeki gıda maddesini alt üst karışacak şekilde çevirdikten sonra şöyle demiş: “Bizi aldatan bizden değildir!”


İslâmi radyodan bir zamanlar şimdi rahmetli olan bir hoca efendi nakletmişlerdi. “Almanya'da yaşayan bir Türk ailesinin ölüm döşeğinde hastası için hoca çağırmışlar. O kelime-i şehadet'i telkin ediyor fakat hasta, bir türlü bu kelimeyi söyleyememiş, hoca efendi ne kadar telkin ettiyse de bir işe yaramamış, eceli yakın olan kişi bir ara aniden toparlanıp çevresindekilere yüksek sesle: “Görmüyor musunuz”? Demiş. “Terazinin kefesini, kantarın topuzunu gırtlağıma dayamışlar o kelimeyi bana bir türlü söyletmiyorlar”!!!

Kabir, defin işlerinden sonra hoca efendi ölenin hanımına sormuş: “Kendisi nasıl biriydi, sağlığında ne yapardı? Hanımı da: “Kendisi sağlığında ticaretle uğraşırdı. Onun iki terazisi vardı. Biri satın alırken eksik tartıyor, ibresi fazla, ağır gösteriyordu. Diğer terazisi satarken hafif, eksik tartıyor, fazla gösteriyordu!!!

Allahü Tealâ adaletlidir. Adalet üzere davrananları sever. O, herkesin ne yaptığını gayet iyi bilir, herkes durumunun gerektirdiğini yaparken hiç bir günahı küçük görmemelidir, Allah korkusundan mümin günahını dağ gibi görür, diğerleri ise içine düştükleri gaflet sebebiyle günahlarını, burnunun üzerine konan ve hemen uçuveren küçük bir sinek gibi görür. Bir ayeti kerimede “Onlar Allah'ı kandırdıklarını sanırlar, oysa kendilerini kandırırlar da farkına varamazlar” buyrulur. Ayette “Allah, her halinizi görür ve bilir ve O, her hâlinizden haberdardır” bu bakımdan Allah kimi temize çıkaracağını gayet iyi bilir.

İnsanların birbirleri arasındaki küçük ve büyük günahlardan örnekler verirsek meselâ bir kimse darda kalıp arkadaşından bin dolar ödünç alıyor, hasta çocuğuna veya hanımına sarfediyor ve gerçekten de bir türlü denkleştirip borcunu ödeme imkânı olmuyor. Borç veren arkadaşı da iyi bir kimse onun halini biliyor ve affediyor bu ikisinin halini bilen bir üçüncü kişi borç isteyip de veremeyen kimsenin yerine alacaklıya ödenmek üzere bir çek imzalıyor. İşte Allah'ın adaleti üçüncü kişinin yaptığı gibi tecelli edebiliyor. Bu madalyonun bir yüzü diğerinde ise bir kimse hali vakti iyi olduğu halde malını daha da çoğaltmak kastıyla çevresindeki insanları bir şekilde kandırarak ellerindeki yaşam boyu kazandığı ne varsa alıyor, diyelim emekli tazminatlarını, ölülerinden kalan miraslarını-terekelerini-, evlerini, arsalarını, öz malıymış gibi hiç çekinmeden silip süpürüyor. Bir yaşam boyu kazanılmış nakit nasıl geri gelmesi imkansız ise, aileler geri dönüşümsüz çok büyük bir yıkıntıya uğruyorsa, onların çocuklarına hatta torunlarına kadar bu acı miras kalıyorsa işte fark burada bu affedilmesi çok zor, hatta imkansız bir olay gibi gözükse de doğrusunu Allah bilir. Resulullah bir hadis-i şerifte şöyle buyurur: “Allah Tealâ dilediğinin günahlarını affeder” Kur'an'da “Allah'tan af dileyin. Çünkü O, tövbeleri kabul edendir” buyrulur. Eğer tövbeleri kabul etmez manasında katı bir tutum sergilersek işte bu ayet, yanılmakta olabileceğimizi hatırlatır.

Bir hadis ayetinde ''Kalbinde zerre kadar iman bulunan bir kimse cehennemde sonsuz miktar kalmaz. Bu sünnet ayeti Şu muhkem, sağlam, Kur'an ayetine göre dayandırılarak düşünülürse
''Allah imânınızı zâyi edecek değildir''

O halde Allah'a ve O'nun ayetlerine inanıp da kötü, şer işler işleyenler günahlarının miktar ve şekline göre cehennemde çok acı azap görecekler ve Rabbin dilediği miktar orada kaldıktan sonra çıkabilirler. Bu bakımdan Allah'ın bildirdiklerine inanmakla yetinmek asla olmaz. O'nun bildirdiklerine uymak lâzımdır. Çünkü ebedi olarak kalınacak olan cehennem ölçüsü ''İnkâr edip de kötü, şer işler işleyenler ile zâlimleredir'' Zalimler ise Allah'ın ayetlerini hiçe sayan veya yalan sayan kimselerden ile Allah adına ve Allah hakkında yalan uyduranlardan ibârettir.

 

Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller