Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

11/11/2008 - ONLAR KENDİLERİNE BİR FAYDA DOKUNDUĞUNDA HEMEN SEVİNİRLER, BAŞLA


Rivayet edildiğine göre bir kişi, Hz. Peygamber'e 'Bana vasiyet et' dediğinde, Hz. Peygamber ona şöyle buyurdu:


Allah'ı senin için hükmettiği bir şeyde itham etme!


Hz. Peygamber bir ara göğe bakıp güldü. Bu gülümsemenin nedeni kendisine sorulunca şöyle buyurdu:


Allah Tealâ'nın mü'min bir kula hükmettiği şeye hayret ettim. Eğer mü'min kul için genişliği hükmederse, mü'min razı olur ve kendisi için hayırlı olur. Eğer onun bu sıkıntıyı ve zararı hükmederse mü'min de razı olursa kendisi için hayırlı olur!


Helâk edici hataların başı dünya sevgisidir. Kurtarıcı sebeplerin başı da kalben aldanış yuvasından uzaklaşmaktır. Nimetlerin belalar vemusibetlerle karışmaksızın istediği gibi akması kalbin dünyaya ve sebeplerine güvenmesini yakınlaşmasını gerektirir. Öyle ki dünya o kişi hakkında cennet gibi olur. O kişinin belası dünyadan ayrıldığı için oldukça büyür, kişinin üzerinde musibetler çoğaldığı zaman ise kalbi dünyadan ürker. Dünyaya itimat etmez, yakınlık kurmaz. Dünya onun için hapishane olur. Onun dünyadan kurtuluşu hapishaneden kurtuluş gibi, lezzetlerin en büyüğü olur. Bu nedenle Allah'ın peygamberi şöyle buyurmuştur: 'Dünya, mü'minin hapishanesi, kâfirin ise cennetidir.'


Kâfir, Allah'tan yüz çeviren, dünya hayatından başkasını istemeyen, dünyaya razı olup güvenen kimsedir. Mü'min ise kalbiyle dünyadan uzak duran, dünyadan gçmeye meyleden kimsedir. Küfrün bazısı açık, bazısı gizlidir. Kalpteki dünya sevgisinin miktarı kadar, kalbe gizli şirk girer. Mutlak muvahhid (Allah'ı birleyici) o kimsedir ki ancak hak olan Bir'i sever. Bu bakımdan belada bu yönden nimetler vardır. Öyleyse bela ile sevinmek farzdır. Acı çekmek de kaçınılmaz bir şeydir. Bu, hacamata muhtaç olduğun anda seni parasız hacamat edene veya sana meccanen tiksindirici ve faydalı bir ilâcı içiren bir kimse ile sevinmene benzer; çünkü sen, hem bu kimse ile sevinir, hem de elem duyarsın. Eleme karşı sabreder, sevgi sebebinden dolayı da şükredersin. Bu bakımdan dünyevî işlerdeki belanın örneği, hal-i hazırda sana acı gelen, gelecekte fayda veren ilâçtır.



Padişahın sarayına onun ihtişamı, güzelliği için giren ve oradan çıkacağını bilen bir kimse, beraberinde çıkmayıp orada kalan güzel bir yüzü görürse, bu onun için hem bir günah hem de belâ olur. Çünkü o öyle bir konağa ünsiyet veriyor ki orada devamlı kalma imkânından mahrumdur. Eğer orada kaldığında padişahın çıkıp gelmesi ve kendisine işkence etmesi tehlikesi varsa, onu o yerden kaçırtacak hoş olmayan bir hâdise kendisine isabet ederse bu onun için bir nimettir. Dünya işte böyle bir konaktır. Onları o konağa ısındırıcı her şey de birer belâdır. O konaktan kalplerini soğutucu, ünsiyetlerini kesici her şey de nimettir. O halde bunu bilen bir kimsenin belâlara şükretmesi düşünülebilir. Beladaki bu nimeti bilmeyen bir kimsenin de şükretmesi düşünülemez. Çünkü şükür, zaruri olarak nimetin bilinmesi ile olur. Kim musibet (dert) sevabının musibetten, daha büyük olduğuna inanmazsa, o kimsenin başına gelen musibetten dolayı şükretmesi düşünülemez.


Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah, kim için hayrı irade ederse, ona musibet (dert,üzüntü) verir. (Buhârî)


Allah Tealâ (bir hadîs-i kudsî- kutsal hadis'te) şöyle buyurmadadır:


Kullarımdan birine, bedeninde veya malında veya evlâdında bir musibet (dert, üzüntü) verdiğim zaman, musibeti güzel bir sabır ile karşılarsa, Kıyamet gününde onun için bir mizan kurmaktan veya onun için bir defter açmaktan hayâ ederim.


Kıyamet günü geldiğinde amel (iş,ibadet) ehli getirilir, namaz, oruç, sadaka, hac gibi amellerinin karşılıklarını alırlar. Sonra bela ehli getirilir. Onlar için bir mizan kurulmaz, defter açılmaz. Dünyada bela onların üzerine nasıl akıtılmış ise, ecirler de klendilerinin üzerine öyle akıtılır. Bu durum karşısında dünyada sağlıklı ve afiyetli olanlar dünyada bedenlerinin makaslarla dünyada bedenlerinin makaslarla parçalanmış olmasını temenni ederler. Çünkü belaya uğrayanlar nimetini de görürler. İşte be manzara şu ayetlerin manasıdır. 'Allah, sabredenlerle beraberdir. Kim ki inanır, sabreder ve secde ederse, işte en büyük ongunluk ve kurtuluş budur. Sabredenlere müjdele! Onların mükafatı kat kat verilecektir.


Her kim, herhangi bir derde uğradığında, Allah'ın buyurduğu gibi, 'Biz Allah içiniz ve dönüp O'na varacağız ve 'Ey Allah'ım! Musibetimde beni me'cur kıl! O musibetle götürdüğünün daha hayırlısını bana ver!' derse, mutlaka Allah Teâlâ onun için isteneni yapar.


Allah Teâlâ bir hadis-i kudsi'de şöyle buyurmaktadır:

Kimin iki gözünü alırsam onun karşılığı, evimde (cennetimde) ebedî kalmak ve yüzüme bakmaktır.


Allah sabredenlerle beraberdir. Her musibet ve hastalığın, daha büyük olması düşünülebilir, çünkü Allah Teâlâ'nın irade etmesi ile kudreti dahilinde böyle olanların sonu yoktur. Eğer Allah o musibeti kat kat verseydi kim onu reddeder, önüne perde olurdu? O halde kendisine daha büyüğü verilmediği için insan şükretmelidir. O halde sabır ile şükür insanın vazifelerindendir.


Rivayet ediliyor ki bir kişi 'Ey Allah'ın resûlü! Malım gitti, bedenim hastalıklı oldu!' diye şikayette bulununca, Hz. Peygamber cevap olarak şöyle buyurmuştur:


Malı gitmeyen ve bedeni hastalanmayan bir kulda hayır yoktur. Gerçek ki, Allah, herhangi bir kulunu sevdiği zaman ola belâ verir. Ona belâ verdiği zaman da kendisine sabır verir. (İbn Ebî Dünya)


Kişi Allah katında büyük bir derece sahibi olabilir. O dereceye hiçbir iş ve ibadetle(amelle) varamaz ancak bedenine isabet eden bela ile o bela vasıtasıyla o dereceye varır. ( Ebu Dâvud)


Dünyadaki musibetler işlenen günahlar yüzünden de meydana gelir. İbn Abbas'tan (r.a) şöyle rivayet ediliyor: Peygamberlerden biri Rabbine şikayette bulunarak şöyle dedi:


Ya Rab' İnanan kulun sana itaat ediyor günahlardan uzaklaşıyor. Sen ondan dünyayı alıyor, ona belayı veriyorsun. Kâfir kulun sana itaat etmiyor, sana karşı günahkâr oluyor. Sen ondan belayı uzaklaştırıyor, dünyayı onun için yayıyorsun. (Bu nasıl olur?)


Bunun üzerine Allah Teâlâ ona vahiy göndererek şöyle buyurmuştur:


Kul da benim, bela da benimdir. Her biri benim hamd'imle tespih eder. Bu bakımdan müminin üzerinde günah olduğunda ben dünyayı ondan alır, ona bela veririm ki benim huzuruma gelinceye kadar günahlarının fidyesi olur. O zaman da sevaplarının mükâfatını ona veririm. Kâfirin de sevapları (iyi işleri) olur. Onun rızkını genişletir, belayı derdi ondan uzaklaştırırım. Sevaplarının mükâfatını dünyada ona veririm ki benim huzuruma sevapsız gelsin. O zaman da günahları ile onu cezalandırırım.


Ömer (r.a) 'Ben herhangi bir derde uğradığımda mutlaka Allah'ın dört nimetine mazhar olmuşumdur: a) Dinimde olmadığı için, b) Ondan daha büyüğü olmadığı için, c) Onunla razı olmaktan mahrum olmadığım için, d) Ondan dolayı sevap umduğum için!'


Ukbe b. Amir'in rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur:


Bir kimseyi günahta ısrar ettiği halde Allah ona verdiği şeyleri veriyor iken gördüğünüzde biliniz ki bu durum onun için bir aldatmadır.


Ayrıca hiçbir ceza yoktur ki ahirete ertelenmesi düşünülmesin. İnsan dünyanın musibetlerinden, başka sebeplerle teselli edilir, böylece musibet kolaylaşır ve elemi azalır. Ahiretin musibeti devam eder. Eğer devam ederse teselli ile onu hafifletmeye imkân bulunmaz, çünkü ahirette teselli sebepleri tamamen azap görenlerin elinden çıkmıştır.



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller