Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

21/1/2008 - KUR'AN'I BİR DAĞIN ÜZERİNE İNDİRSEYDİK DAĞ ALLAH KORKUSU


Allah yolu kolay, basit görülse de kolay ve basit değildir. Eline, diline, tüm uzuvlarına sahip olmayı gerektirir. Zaten kolay olsaydı herkes Müslüman olurdu.

Allah korkusu ile birlikte köklü bir iman gerek ve o iman ile dünya menfaatleri için adaletsizlikten, haksızlık etmekten vazgeçmektir ve mal biriktirme yarışından ve dayanmak göğüs germektir acılara, sıkıntılara ve yalnızca Allah'a güvenmektir. Gerçekten kolay değildir böylesine sorumluluğu yüklenmek. Kolay olsaydı herkes Müslüman olurdu. Dağ gibi hatta ondan da metin olmak gerek yıkılmamak için sabretmektir Allah yolu uğruna. En başta kendine âdil olup geçici dünya hevesleri uğruna ebedi hayatını tehlikeye atmamaktır. Dünyada bile kendisine faydası olmayan bir kimsenin başkasına yararının olmayacağını düşünerek ahiretini de ona göre tanzim etmektir.

İslâm dini tebliğ ve nasihatlerden, edep ve ahlâktan, şeriat ve kanunlardan, örf ve geleneklerden ibaret olmayıp bunların hepsini içine alan bir sistemdir. Fakat tüm bunların toplamı da İslâm demek değildir. İslâm ancak teslimiyetten ibârettir. Allah'ın dilemesine ve takdirine teslimiyettir. Müslümanlık her haliyle itaate hazır, başka yollara ve herhangi bir hedefe yönelmeksizin ve başkasına itaat etmeksizin, sadece O'nun gösterdiği yola uymaktır. İşte bu insanoğlunun kendisini ve kâinatı istediği gibi şekilden şekle sokan, varlıkların gizli, açık; görülen ve görülmeyenini; akılların erdiği ve eremediği hususların hepsini kapsayıp bir nizam halinde planlayan tek bir ilâhi kanuna boyun eğmesidir. Kendilerine Allahü Tealâ'nın emrettiği şeylerin hepsine uymak ve yasakladıklarından kaçınmadan başka kurtuluş yolunun olmadığına, kendilerini ebedi ongunluğa kavuşturacak sebeplere yapışmak ve Allahü Tealâ'nın takdir ettiği şeylerin neticesine de katlanmak, sabretmek, işte kesin kanıt ve bilgi bundan ibarettir. İşte temel budur. Şeriat, kanunlar, örfler, gelenekler, adap ve ahlâk bu temel üzerine bina edilir. Kalplerde olanın, hareketleriyle ortaya koyma vasfı ve ruhunu Allah'a tesliminin gerçek eserleriyle ve yaşam boyunca onun yolunda gittiğini belirtmek suretiyle...İslam akideden ibarettir. Şeriat ondan fışkırır. Bu şeriat üzerine de nizam kurulur. Bu üçü bir bütündür, birbiri ile irtibatlıdır, birbiri ile hareket halindedir. İslâm ancak, bunu ifade eder. Bu da Allah'tan sakınmayı ifade eder.

İnkârcılara ve münafıklara uymaktan, onların gösterdiği yolda gitmekten, onları tercihten, reylerine ve teşviklerine kulak vermekten sakınmaktır. Allah yolundan sapmamak için onların fikirlerine, tekliflerine uymamak ve onların hakimiyet ve himayelerine girmekten kaçınmaktır. Müslümanların yolları Allah'ın koyduğu nizam üzre kalmalı ve başkalarının fikir ve kanaatları bu işe karışmasın gerektir.

Hiçbir kimse, inançsızların ve münafıkların sahip oldukları müspet ilimlere, tecrübe ve araştırmalara aldanmasın, sapmalar ve zaafa düşmelerin mevcut olduğu devirlerde maalesef bazı Müslümanların bu kabil aldanmaları olmuştur. Zira Allahü Tealâ her şeyi en iyi bilendir İnananların yolunu kendi ilmine ve hikmetine uygun olarak seçen de O'dur.' Sana vahyolunana uy'. Vahyolunan şeylerin hükmüne uymak, kendisine uyulan kimselerden meydana gelen muayyen emirlere uymasının kat kat üstündedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır. O, yaptıklarınızın iç yüzünü en alâsıyle bildiği gibi içinizden sizi o işe yönlendiren sebepleri de bilir.

İnsan edeplerini ve ahlâkını bir kaynaktan, şeriatını ve kanunlarını başka bir kaynaktan, iktisadî ve içtimaî prensiplerini bir üçüncü kaynaktan, tekniğini ve felsefesini de dördüncü bir kaynaktan alamaz. Bu terkip bir tek kalbi olan insanı, insan yapmaz. Bunun sonu, Hiçbir tutar tarafı olmaksızın dağılma ve parçalanmadır.

Allah yolu kolay, basit görülse de kolay ve basit değildir. Eline, diline, tüm uzuvlarına sahip olmayı gerektirir. Zaten kolay olsaydı herkes Müslüman olurdu.

Allah korkusu ile birlikte köklü bir iman gerek ve o iman ile dünya menfaatleri için adaletsizlikten, haksızlık etmekten vazgeçmektir ve mal biriktirme yarışından ve dayanmak göğüs germektir acılara, sıkıntılara ve yalnızca Allah'a güvenmektir. Gerçekten kolay değildir böylesine sorumluluğu yüklenmek. Kolay olsaydı herkes Müslüman olurdu. Dağ gibi hatta ondan da metin olmak gerek yıkılmamak için sabretmektir Allah yolu uğruna. En başta kendine âdil olup geçici dünya hevesleri uğruna ebedi hayatını tehlikeye atmamaktır. Dünyada bile kendisine faydası olmayan bir kimsenin başkasına yararının olmayacağını düşünerek ahiretini de ona göre tanzim etmektir.

İslâm dini tebliğ ve nasihatlerden, edep ve ahlâktan, şeriat ve kanunlardan, örf ve geleneklerden ibaret olmayıp bunların hepsini içine alan bir sistemdir. Fakat tüm bunların toplamı da İslâm demek değildir. İslâm ancak teslimiyetten ibârettir. Allah'ın dilemesine ve takdirine teslimiyettir. Müslümanlık her haliyle itaate hazır, başka yollara ve herhangi bir hedefe yönelmeksizin ve başkasına itaat etmeksizin, sadece O'nun gösterdiği yola uymaktır. İşte bu insanoğlunun kendisini ve kâinatı istediği gibi şekilden şekle sokan, varlıkların gizli, açık; görülen ve görülmeyenini; akılların erdiği ve eremediği hususların hepsini kapsayıp bir nizam halinde planlayan tek bir ilâhi kanuna boyun eğmesidir. Kendilerine Allahü Tealâ'nın emrettiği şeylerin hepsine uymak ve yasakladıklarından kaçınmadan başka kurtuluş yolunun olmadığına, kendilerini ebedi ongunluğa kavuşturacak sebeplere yapışmak ve Allahü Tealâ'nın takdir ettiği şeylerin neticesine de katlanmak, sabretmek, işte kesin kanıt ve bilgi bundan ibarettir. İşte temel budur. Şeriat, kanunlar, örfler, gelenekler, adap ve ahlâk bu temel üzerine bina edilir. Kalplerde olanın, hareketleriyle ortaya koyma vasfı ve ruhunu Allah'a tesliminin gerçek eserleriyle ve yaşam boyunca onun yolunda gittiğini belirtmek suretiyle...İslam akideden ibarettir. Şeriat ondan fışkırır. Bu şeriat üzerine de nizam kurulur. Bu üçü bir bütündür, birbiri ile irtibatlıdır, birbiri ile hareket halindedir. İslâm ancak, bunu ifade eder. Bu da Allah'tan sakınmayı ifade eder.

İnkârcılara ve münafıklara uymaktan, onların gösterdiği yolda gitmekten, onları tercihten, reylerine ve teşviklerine kulak vermekten sakınmaktır. Allah yolundan sapmamak için onların fikirlerine, tekliflerine uymamak ve onların hakimiyet ve himayelerine girmekten kaçınmaktır. Müslümanların yolları Allah'ın koyduğu nizam üzre kalmalı ve başkalarının fikir ve kanaatları bu işe karışmasın gerektir.

Hiçbir kimse, inançsızların ve münafıkların sahip oldukları müspet ilimlere, tecrübe ve araştırmalara aldanmasın, sapmalar ve zaafa düşmelerin mevcut olduğu devirlerde maalesef bazı Müslümanların bu kabil aldanmaları olmuştur. Zira Allahü Tealâ her şeyi en iyi bilendir İnananların yolunu kendi ilmine ve hikmetine uygun olarak seçen de O'dur.' Sana vahyolunana uy'. Vahyolunan şeylerin hükmüne uymak, kendisine uyulan kimselerden meydana gelen muayyen emirlere uymasının kat kat üstündedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır. O, yaptıklarınızın iç yüzünü en alâsıyle bildiği gibi içinizden sizi o işe yönlendiren sebepleri de bilir.

İnsan edeplerini ve ahlâkını bir kaynaktan, şeriatını ve kanunlarını başka bir kaynaktan, iktisadî ve içtimaî prensiplerini bir üçüncü kaynaktan, tekniğini ve felsefesini de dördüncü bir kaynaktan alamaz. Bu terkip bir tek kalbi olan insanı, insan yapmaz. Bunun sonu, Hiçbir tutar tarafı olmaksızın dağılma ve parçalanmadır.

Resul-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu: (münâfıklarda olmayan ) Dört şey sende olduktan sonra dünyadaki kaybından sana bir zarar gelmez. Emâneti korumak, doğru söylemek, helâl lokma ve bunlara riayetle kazanılan güzel ahlâk.

Yüce Allah emaneti dağlara yüklemiş onlar ise kaçınmışlardır. Kur'anda şöyle bir olay cer
eyan ettiği bildirilmiştir. Musa “Rabbim” dedi. “Seni görebilir miyim?” Derken Rabbi dağa tecelli edince dağ Allah korkusundan yere yıkıldı. Musa baygın yere düştü.

Yine Kur'anda şöyle buyrulur: Davut dağlar ve kuşlar ile birlikte rabbini tespih ederdi. Hal böyle olunca emaneti iade eden kimseler için dağ tanıklık ederek “Bu kişi kurtuldu, bu kişi kurtuldu”der.

Zalim bir kişi için de denizdeki balıklar ve gökyüzü ehli melekler de lanet eder denilmiştir. Allah resulü (sav) Doğru olan tüccar Kıyamet günü Arş’ın gölgesi altındadır ve onlar cennete peygamberler sıddıklar ve şehitlerle beraber cennete gireceklerdir. İnanan bir kimselin elinden, dilinden kimseye zarar gelmez. İnanan bir kişi kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi bir başkasına yapmaz.

Resul-i Ekrem (sav) Tâcirler, Kıyamet gününde günahkâr olarak dirileceklerdir. (Bundan) ancak Allah’tan korkanlar, iyilik edenler ve doğru olanlar müstesnâdır, buyurmuştur.


" Allah dünyayı altı günde yarattı

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller