Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

26/1/2009 - ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER


Yüce Allah Kur'an'da:''Âdil olun. Allah adâletle davrananları sever'' buyurmadadır.

Âdil davranmamanın temelinde güçlünün zayıfı ezmesi veya mal toplama isteği söz konusudur.

Bunu, daha önce kendi beden ülkesinde adâleti gözetmeyen yapamaz. Burada adalet, şehvet ve gazap zulmünü akıldan çıkarıp, bunları akla ve din hükümlerine esir etmektir. Aklı ve dini onlara esir etmek değil. İnsanların çoğu aklı, şehvet ve gazabın hizmetinde bulundurur ya da şehvet ve gazap [kızgınlık,öfke, haset, intikam hırsı] arzularına kavuşmak için, başka manâlar çıkarırlar.

Akıl, melekler cevherinden ve Allah'ın askerindendir. Şehvet ve gazap ise şeytanın askeridir. Allah'ın askerini, şeytanın askerine esir eden, başkasına nasıl adaletli davranabilir?O halde ilk adalet güneşi kalpte doğar ve sonra onun ışığı, nuru; evinde bulunanlara ve yakınlarına cereyan eder. Daha sonra da onun aydınlığı emri altında bulunan kimselere ulaşır. Güneş olmadan ışık beklemek ise mümkün olmaz.

Memurlarına ve devlet işinde çalışanlara adâletle iş yaptırmayan ve emri altında bulunan kimselere adaletle davranmayan kimseler, onlar hakkında adâleti gözetmemiş olur. Adâlet

aklın çok olmasından doğar. Akletmek ise işleri olduğu gibi görmek, özünü anlamak, dışı ile kalmamaktır. Bu da eğitim, öğrenip bilgi sahibi olmakla ve aklın kemâli ile mümkündür.

Kişi, dünya için adalet ederse, dünyadan maksadının ne olduğuna dikkat etmelidir. Maksadı iyi yemek ise, onu insan şeklinde hayvan bilmelidir. Çünkü yemeği çok istemek hayvanların işidir. İpekli, pahalı elbiseler giymek için yapıyorsa, onu erkek şeklinde kadın bilmelidir. Çünkü süslenmek kadınların işidir. Düşmanlarını kahretmek için yapıyorsa, insan şeklinde yırtıcı hayvandır.

Çünkü saldırmak, insanları birbirine katmak canavarların işidir. Eğer aklı varsa, tüm bu hizmetçilerin şehvet ve mideleri için hizmet ettiklerini, bir gün kendilerine ücret vermezse, yanında bulunmayacaklarını bilmelidir. O halde ona yaptıkları hizmetleri, kendi ihtiyaç ve şehvetlerini avlamak, elde etmek için tuzak yapmışlardır. Onun huzurunda yere kadar eğilmeleri,hürmet, itibar etmeleri aslında kendilerinedir. Bunun işareti de, bu işi başkalarına verince, hepsinin ondan ayrılmaları ve aynı şekilde bir başka kişiye yaklaşmalarıdır. Nerede para olduğunu bilirlerse orada çalışır ve hürmet ederler. O halde, onlar gerçekte hizmet etmiyor, belki o kimse ile alay ediyorlardır. Akıllı olan, işlerin sûretine, görünüşüne değil, hakikat ve özüne bakmalıdır. Bu işlerin hakikati de anlattığımız gibidir. Böyle olduğuna inanmayanın aklı yoktur. Aklı olmayanın adâleti de yoktur. Adâleti olmayanın yeri ise Cehennemdir. Bunun için bu mutlulukların başı akıldır. Her şeyin en iyi bilen yalnızca Allah'tır.

Emir makamında bulunan kimseler kibirli olmamalıdır. Kendini büyük görmekten dolayı, hışım ve kızgınlık artar ve onu intikam almaya davet eder. Hışım ise aklı giderir. Kibir galip olunca, her işinde affetmeye yanaşmalı, ikram sahibi ve soğukkanlı olmaya uğraşmalıdır.

Resûlullah (s.a) buyurdu: Tüm insanların bir meydanda toplandıkları Kıyamet günü bir ses duyulur ki:'' Allahü Teâlâ'nın indinde kudreti olan ayağa kalksın''. İyilik eden iyi davranan (af ve merhamet eden, Allah yolunda yardımlaşan) dan başkası ayağa kalkamaz.

Resûlullah (s.a) buyurdu:''Allahü Tealâ hırsını almaya gücü yettiği halde, hırsını yenenin kalbini, emn ü iman ile doldurur. Allahü Tealâ'ya tevazu için süslü elbiseler giymeyene Allahü Tealâ keramet elbisesi giydirir.''. Yine buyurdu: ''Kızan ve Allahü Tealâ'nın kendisine kızmasını unutan kimseye korkular olsun''.

Yine buyurdu: ''Âdil bir sultanın(emir makamında bulunan bir kimsenin)bir günlük adâleti, altmış senelik devamlı ibadetten üstündür''. Kıyamet gününde arş'ın gölgesinde bulunacak yedi sınıf kimseden birincisi, âdil sultanlardır{iktidarı, güç ve kuvveti elinde bulundurup da adaletle hükmedenlerdir} ve ''Âdil sultan için her gün altmış müctehid-i dıddıkın ameli göğe çıkarılır'',yine buyurdu: '' Allah'ın en çok sevdiği ve O'na en yakın olan kimse âdil padişahlar (hükmü elinde bulunduran makam, güç ve iktidar sahipleri)dir, en büyük düşmanı ve en şiddetli azap edeceği kimseler de zâlim sultanlardır''.

Yine buyurdu: Muhammed'in (aleyhisselâm) nefsi yed-î kudretinde olan Allahü Teâlâ'ya yemin ederim ki, her gün âdil padişah için (iyi iş işlediğine dair) o kadar çok sevap yazılır ki, tüm emrindekilerin iyi işleri ona yazılır, onun bir namazı başkalarının yetmiş bin namazı gibidir''. İş böyle ise, bir kimseye Allahü Tealâ'nın padişahlık vermesinden, onu kendine halife ve vekil yapmasından daha büyük kazanç olur mu? Onun bir saati, başkalarının ömrüne bedeldir. Bir padişah bunu bilmez, şükrünü etmez, zulmeder ve şehvetinin, arzularının dediğini yaparsa, durumunun ne kadar güç olacağı meydandadır.

Bunun için 1.kaide: Bir işle karşılaştığında kendini memur, başkasını âmir kabul etmelidir. Kendi için razı olmadığına, hiç bir müslüman için de râzı olmamalıdır. Eğer râzı olursa hâkim olmakta hıyanet ve zulmetmiş olur. Bedir gazasında Resûlullah (s.a.v) gölgede bulunuyordu. Cebrâil (a.s) geldi ve ''Allah buyuruyor ki, sen gölgedesin, ashâbın ise güneşte duruyor!'' dedi. Bu kadarcık bir şeyle bile ikâz olunan Resûlullah buyurdu: ''Cennette kalmak, cehennemden kurtulmak için Lâ ilâhe illâllah kelimesi ile ölmek isteyen, kendisi için beğenmediğini, hiçbir müslüman için beğenmemelidir''. Yine buyurdu. Sabah uyandığı zaman, Allah'ın doğru yolundan başka arzusu olan, Allah adamı değildir. Müslümanların işlerinden ve onlara yardım etmekten uzak olan onlardan değildir.

2.işi olanların huzuruna gelmeyi gözetmelerini hor tutmamalı ve bunun tehlikesinden sakınmalıdır.

3. Şehvetleriyle, istekleriyle uğraşmayı kendine âdet etmemelidir. Güzel süslü elbiseler giymek, tatlı leziz yemekler yemek gibi. Belki her şeyde kanaati gözetmelidir. Zira kanaatsiz adâlet olmaz.

Ömer ibn Hattab (r.a), Selmân-ı Fârsî'ye (r.a); '' Benim hallerimden beğenmediğin bir şey duydun mu, diye sorunca, ''Duydum ki, sofranda iki kap yemek oluyor ve iki gömlek bulunduruyormuşsun, birini gündüz, birini gece giyiyormuşsun'', dedi. Ömer (r.a) ''Daha başka bir şey duydun mu?'' deyince ''Hayır'', diye cevap verdi.

4. Elinden geldiği müddetçe bütün işlerinin esası, sertlik değil, rıfk ve yumuşaklık olmalıdır. Resûlullah (s.a) buyurdu: ''Emrindekilere rıfk ile iyilikle davranan padişaha, kıyamette iyilik ve yumuşaklıkla muamele ederler. Dua etti ve ''Yâ Rabbi! Halkına iyi davranan padişahlara Sen de iyilikle muamele eyle, sertlik gösterenlere se sertlik göster'', buyurdu.

5. Tüm halkını memnun ve râzı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriate (Allah yoluna) uygun yapmalıdır.

6. Hiç kimsenin Allah'ın doğru, temiz yoluna uymayan rızasını aramamalıdır.

7. Başkanlığın çok zor olduğunu bilmelidir. Allah'ın kullarının işlerini iyi yapnak büyük bir iştir. Bunu yerine getiren en büyük kurtuluş ve mutluluğa erişmiştir. Bunun hakkını vermezse, kimsenin düşmediği felâket ve hüsrana uğrayacaklardan olmuştur.

İbn Abbas (radıyallahü anhümâ) der ki: Bir gün Resûlullah'ı (aleyhisselâm) gördüm. Geldi ve Kâbe'nin kapısının halkasını tuttu. Orada Kureyş'ten bazı kimseler vardı. Buyurdu ki: ''Üç şeye dikkat ettikleri müddetçe imam (önder) ve sultanlar Kureyş'ten olurlar. Kendilerinden merhamet istenince, merhamet ederler. Hüküm istenince adaletli hükmederler, sözlerini yerine getirirler. Böyle davranmayanlara Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti olsun. Allahü Teâlâ onun ne farzını, ne de sünnetini kabul eder''.

O halde dikkat buyurunuz! zâlimlerinin işlerinin boşa çevrileceği ayeti kerimesine ve ne büyük iş olduğunu ve bu yüzden hiçbir ibadetin kabul edilmeyeceğini görünüz! Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki: '' İki kimse arasında hükmedip zulmederse, Allah'ın lâneti zalime olsun'' Yine buyurdu: ''Üç kimse vardır ki, Kıyamet günü Allah onların yüzlerine bakmaz ve onlara hitap etmez. Yalan söyleyen sultan, zina eden yaşlı ve kibirli fakir.''Ashâbına buyurdu ki: ''Kısa zamanda doğu ve batı tarafları fethedilir, sizin mülkünüz olur. Oralardaki âmillerden haramdan sakınan, fetvâ ile iş gören ve emaneti yerine getirenler hariç, hepsi Cehennemlik olurlar''. [Âmil'in lûgatta anlamı: Arapça isim;''amel''den: 1. Fail, yapan, 2. İmal eden, işleyen. 3. işçi, 4. İslâm devletlerinde zekât - vergi tahsildarları veya valiler ve devlet memurları bu adla anılmıştır.5. Sebep, müessir, Medeniyeti kurmakta beşeriyete en büyük âmil sen oldun_Hâlit) yani 1.tesir eden,tesirini gösteren, eser, iz bırakan,âmil. 2.Tesirli. 3.Hüzünlendiren,keder veren, dokunaklı. 4. Sözü geçen, hükmü yürüyen. 5.Eser sahibi:]

Yine buyurdu: ''Allahü Teâlâ'nın, kullarını emrine verdiği ve o kimsenin bunlara hıyanet edip, şefkat, nasihat ve adaleti gözetmediği hiçbir kul yoktur ki, Allahü Tealâ ona Cenneti haram eylemesin. Yine buyurdu: Müslümanlar üzerine hakim eyledikleri bir kimse, onları kendi çoluk çocuğu gibi gözetmezse, korumazsa, Cehennemde yerini hazırlasın''.

Yine buyurdu: ''Kıyamet günü ümmetimden iki sınıf şefaate kavuşamaz: Biri zâlim sultan(idareci), diğeri dinde taşkınlık yapıp hududu aşan bid'at sahibi(yani Allah'ın emir ve yasaklarına uymamasına rağmen, yanlış bilgisi veya hevasına kapılıp şöyle şöyledir diye tutturan).

Yine buyurdu: Kıyamet gününde en şiddetli azap, zâlim sultanlaradır''

Yine buyurdu: ''Beş kimseye Allahü Tealâ gazâp eder, dilerse bu dünyada gazâbı onlara ulaşır. Böyle olmazsa, ebedî kalacakları yer Cehennem olur. Birincisi, bir kavmin reisi(başkanı) kendi hakkını, emrinde olanlardan alır ve onlara âdil davranmayıp onlardan zulmü kaldırmaz. İkincisi, bir kavmin reisine emrindekiler itaat eder, o ise kuvvetli ile zayıf arasını gözetmez ve bir tarafı koruyup kayırarak konuşur. Üçüncüsü, bir erkek ki, hanımını ve çocuklarını Allahü Teâlâ'ya ibâdet ettirmeye uğraşmaz, din için lüzumlu olan bilgileri onlara öğretmez ve helâl-haram düşünmeyip bulduğunu onlara yedirir. Dördüncüsü, bir kimse ki, işçi çalıştırır, işini bitirir de, ücretini tam vermez. Beşincisi, bir kimse ki, mihr konusunda hanımına zulmeder''.

Resulullah (s.a.v) buyurdu: ''Vay sultanların hâline, vay alimlerin hallerine, vay emanetçilerin hallerine! Bunlar Kıyamette ; keşke saçımızdan göğe asılsaydık da bu görevleri kabul etmeseydik, derler. Yine buyurdu: On kimsenin başında bulunup kıyamet gününde eli bağlı olmayan kimse yoktur. İyi iş{amel}le öldüyse kurtulur, yoksa bir ikinci bukağı vurulur.

Ömer (r.a) buyurdu: ''Göklerin hâkiminden yerlerin hâkimine korkular olsun. Zira onu görüyor. Ancak adaletle hükmeden, hakkı gözeten, şahsî arzusuyla hükmetmeyen, kendi yakınlarını kayırmayan, korku ve ümit ile hükmetmeyenler, Kur'an-ı Kerim'le bakan, onunla amel edenler[iş işleyenler] kurtulmuştur''.

Resûlullah (s.a) buyurdu: ''Kıyamet günü sultanları[emir makamında olanları] toplarlar ve : ''Siz benim koyunlarımın çobanı idiniz. Yeryüzünün vilayet(valilik) ve memleket(sultanlık) hazinesinin sahibi idiniz. Niçin benim emrettiğimden daha çok had(sopa)vurdunuz ve ceza verdiniz?''. Derler ki: ''Rabbimiz! Emrini tutmadıkları için kızmıştık''. Pekiyi, sizin kızmanız, benimkinden fazla mıdır?buyurur. Bir başkasını getirirler. Ona, ''Niye had cezasını az vurdun? Buyurur. Her ikisini de yani fazla vuranı da, az vuranı da tutarlar ve Cehennemin bir köşesini onlarla doldururlar''.

Nitekim Allahü Teâlâ Kur'an'da ''Sizin için cana can; göze göz; dişe diş kısas hakkı vardır'' buyurmadadır.

Ömer ibn Abdülaziz, Muhammed ibn Kâ'bi'l-Kurezî'ye ''Adâlet nasıl olur? Bana anlat'' dedi. Buyurdu ki: ''Müslümanlardan senden, küçük olanlara baba; büyük olanlara oğul; senin gibi olanlara kardeş ol. Herkesin cezâsını, günah ve kuvvetine uygun yap. Sakın kızarak bir kamçı vurma, yerin cehennem olur!''

Kur'an'da ''Bir erkek dört hanımı nikâhla alabilir. Fakat aralarında adâletle muamele edemeyecekseniz bir tane ile yetinin. Bu sizin için daha hayırlıdır'' buyrulur. Aile bireyleri arasındaki ilişkilerde, çocuklar arasında, aile içi iş bölümünde de adalet gözetilmelidir. Allah Teâlâ bir hadis ayetinde ''Cennet anaların ayakları altındadır'' buyurmakla onların görevlerinin ne denli zahmetli olmasından ötürü hak ettiklerinin karşılığı olarak onlara cenneti vâdetmektedir. Halk arasında güzel bir söz vardır ''Annelerin hakkı ödenmez'' diye gerçekten de kul onu ödeyemez.

Komşuluk hakkında, iş yerlerinde daima adalet gözetilmelidir. Kişi meşru işinde aldığı ücreti hak etmelidir. İşveren işçinin hakkını vermeli, çok çalıştırmamalı, ücretini de alnının teri kurumadan vermelidir.

Tüccar teraziyi, ölçüyü doğru tutmazsa, kul hakkına tecavüz etmiş olur.

Rüşvet ve yalancı şahitliğin sonucu adaletsizliktir . Rüşvet veren el de alan el de ateştedir.

Dedikodu yapmak, fitne çıkarmak adaletsizliktir. Gıybet ile ölü kardeşinin etini yemek gibi günah yazılır.

Hayvan ticareti, hayvanlara eziyet, aç bırakmak da haksızlık ve adaletsizliktir. Amerika'da yüz yılı doldurmuş eski fildişinden yapılan süs eşyasından başka eğer yüz yılı doldurmamış, yeni fil dişinden yapılmış eşya ise onun alım ve satımı, yurt içi ve yurt dışında yasaklanmış ve ticaretini yapanlara da ceza-i müeyyide uygulanmaktadır. Diğer hayvanların hakkında da benzeri uygulama budur. Onlar İmam Gazalî (r.a) kitaplarını bizden yüz yıllar önce tercüme edip okumuş yasalarında, insani ve vicdani amaca yönelik köklü değişiklikler yapmayı başarmışlardır.


Kaynakça: Kur'an ve

Kimya-yı Saâdet (Hüccetülislâm İmam Gazâlî)

 


 











Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller