Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

17/2/2009 - DİLİN AFETLERİ -3

Gıybetin Kefareti

Gıybet'i yapana farz olan, pişman olmak, tövbe etmek ve yaptıklarından dolayı üzülmektir ki böyle yapmakla Allah'ın hakkını ödemiş olsun!

Gıybetini yapmış olduğun kimsenin gıybetinin kefareti, kendin için Allah'tan af dileyip onun hakkında da af talep etmendir. [İbn Ebî Dünya]

Mücahid şöyle demiştir: 'Kardeşinin etini yemenin kefareti, onu övmen, hayırla kendisine dua etmendir.

Atâ'nın bu fetvâsı ise daha sağlamdır. İtirazcının 'Gıybetin karşılığı olmaz. Bu bakımdan gıybetten dolayı helâllik istemek, dünyada karşılığı olmayacağı için farz değildir. 'Çamur at izi kalsın' misâli... Zira başkasının haysiyet ve mürüvvetine saldırana iftira cezasının tatbik edilmesi farzdır ve bu kimsenin yakasına yapışılır. Sahih bir hadiste, Hz. Peygamber'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir:

Kimin yanında müslüman kardeşinin haysiyet ve şerefi veya malı hususunda bir zulüm varsa, o kimse, kendisinde para, mal fayda sağlamayan gün gelmezden önce gidip o kardeşinden helâllik istemelidir. Çünkü o günde sadece onun iyilik,ibadet, iyi işlerinden, sevabından alınır, gıybeti (dedikodusu) yapılana verilir. Eğer sevabı yoksa arkadaşının günahları alınır, kendisinin günahlarına yüklenir. [Müslim, Buhârî,(Ebu Hüreyre'den)]

Said b. Müeseyyeb der ki: 'Bana zulmedene hakkımı helâl etmem!' İbn Sîrin der ki: 'Ben gıybetimi yapana gıybeti haram etmedim ki kendisine hakkımı helâl edeyim. Muhakkak Allah ona gıybeti haram etmiştir. Ben ise hiçbir zaman Allah'ın haram ettiğini helâl etmem'.

Bir şahıs Hasan Basrî'ye 'Filân adam senin gıybetini yaptı!' dedi. Bunun üzerine Hasan, bir tabak yaş hurma doldurarak o adama gönderdi ve şöyle dedi: 'Kulağıma geldiğine göre sen hasenât ve sevabından bana hediye etmişsin. Ben de o hediyene karşılık sana bu hurmaları hediye etmek istedim. Beni mâzur gör! Çünkü senin hediyene tam olarak karşılık vermeye kudretim yok!'

Nemime

Sözlükte "hafif ses, gürültü, söz taşıma" anlamına gelen nemîme, dini bir kavram olarak, kırıcı, üzücü ve dargınlığa sebebiyet veren sözleri birinden diğerine taşıma demektir. Türkçe'de buna koğuculuk denilir. Söz taşıyan kimseye nemmâm (koğucu) denir. İnsanların arasının açılmasına, toplumda fitne ve fesadın çıkmasına ve kardeşlik bağlarının kopmasına sebebiyet verdiği için, İslâm koğuculuğu haram kılmıştır. Kur'ân'da kendilerine itaat edilmemesi (sözlerinin dinlenmemesi) istenilen kimseler arasında koğucular da zikredilmiştir (Kalem, 68/10-14).

Hz. Peygamber de, "Koğucu (cezasını çekmeden) cennete giremez." buyurmuştur (Buhârî, Edeb, 50; Müslim, İmân, 169, 170). İnsanların arasını bulmak, dargınları barıştırmak amacıyla söz taşımak ise dinen yasaklanmamıştır.

Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Halkın arasını düzelten ve bunun için hayır niyetiyle söz ulaştıran veya hayır maksadıyla yalan söyleyen, yalancı sayılmaz." (Buhârî, Sulh, 2; Müslim, Birr, 101).

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

  • Sizin en kötü, en şerlilerinizi haber vereyim mi?

  • Evet!

  • Onlar ki kovuculuk yaparlar, dostların arasını bozarlar, tertemiz insanlarda ayıplar arar, yakıştırmalar yaparlar. [İmam Ahmed]

Ebu Derdâ Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle dediğini rivayet eder: 'Bir kimse başkalarının bilmediği bir sözü onun aleyhinde yayar, onu o söz ile lekelemek isterse, aynı söz ile kıyamet gününde o iftiracıyı ateşte eritmek Allah'a haktır. [İbn Ebî Dünya]

Ebu Hüreyre Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle dediğini rivayet eder: 'Kim bir müslümanın hakkında o müslümanın hak etmediği bir şahitlikte bulunursa, o kimse ateşte yerini hazırlasın. [İmam Ahmed, İbn Ebî Dünya]

Mus'ab b. Zübeyr (r.a) şöyle demiştir: 'Biz kovuculuğu kabul etmenin kovuculuktan daha zararlı olduğunu görmekteyiz. Çünkü kovuculuk bir kötülükten haberdar etmektir. Onu kabul etmek ise onu geçerli saymaktır. Bu bakımdan bir şeye muttali olur da o şeyden haber veren bir kimse, hiçbir zaman o şeyi kabul edip caiz gören bir kimse gibi olmaz. O halde kovucudan korununuz. Eğer o sözünde doğru ise başkasının hürmetini korumadığı ve ayıbını örtmediği için doğruluğundan dolayı alçak ve kötülenmiş bir kimsedir. Jurnalcılık, kovuculuğun ya kendisidir. Ancak jurnalcılık, kendisinden korkulan bir kimseye yapıldığı zaman jurnalcılık denir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

İnsanları, insanlara jurnal eden bir kimse, muhakkak reşid olmayan bir kimsedir. Yani gayr-i meşrû bir çocuktur. [Hâkîm]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tövbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teâlâ onun tövbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz. [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İmam Gazali]

 

Jurnalcilerden biri Büveyh devletinde vezir olan Sahib b. Ubbad'a bir mektup getirdi. O mektupta bir yetimin malını haber veriyor ve Sahib'i, o malın çokluğundan dolayı müsadere1 etmeye teşvik ediyordu. Bunun üzerine Sahib, mektubun arkasına şunları yazdı: 'Doğru da olsa jurnalcılık çirkindir! Eğer sen bu mektubunu nasihat maksadıyla yazmışsan burada zarar etmen, kâr etmenden daha üstün ve faziletlidir. Örtülü bulunanın hakkında rezil etmeyi kabul etmekten Allah'a sığınırım. Eğer sen gençliğinin vermiş olduğu heyecan içerisinde bulunmasaydın senin gibiler hakkında bu yaptığının gerektirdiği ceza ile mukabele edecektim. Ey mel'un Ayıptan vazgeç! Zira Allah gaybı herkesten daha iyi bilir. Ölü ise, Allah ona rahmet eylesin. Yetim ise Allah onun acısını hafifletsin. Mal ise Allah onu artırsın. Jurnal ise Allah ona lânet etsin!'

müsadere1 :suçlu görülen bir kimsenin, işlediği suçun karşılığı olarak, mal varlığına el konması.
(Kıyamet günümde bir kimse, sevap defterinde, yapmadığı ibadetleri görür.
"Bunlar seni gıybet edenlerin sevaplarıdır" denir.) [Harâiti]

(Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Ve cemaatı da ondan men etmeye çalış veya oradan kalk git.)
[İbn Ebi dünya]

(Din kardeşinin yüzüne söylemekten hoşlanmayacağın şey gıybettir.)
[İbni Asakir]

(Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allahü teâlâ o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.)
[İbni Ebiddünya]

(Bir kimsenin malı az, çoluk çocuğu çok, namazı güzel olursa ve müslümanları gıybet etmezse, kıyamette onunla yan yana oluruz.)
[Hatib]

(Falancanın boyu kısadır) diyen birisine, Peygamber efendimiz, (Bu sözün denize atılsa, denizi kokutur) buyurdu. (Tirmizi)

Gıybet, insanın sevaplarının azalmasına, başkasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları her zaman düşünmek, gıybet etmeye mani olur.
(İslam Ahlakı)

Gıybetin zararı
Sual:
Gıybetten kurtulmak mümkün müdür?
CEVAP
Evet, gıybeti ve zararını bilen gıybetten kaçıp kurtulur. Mesela yılanı ve zararını bilen, yılanla oynar mı? Yılanı koynuna alıp yatar mı? Gıybetten kurtulmak için:
1- Gıybetin zararını düşünmeli! Gıybet sebebiyle, sevaplarının gideceğini, hatta gıybet ettiği kimsenin günahlarını da yükleneceğini bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kıyamette, sevap defteri açılan bir kimse, "Dünyada iken, şu ibadetleri yapmıştım, burada yazılı değil" der. "Onlar, silinip gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı" denir.) [İsfehani]

2-
Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani]

3-
Bir kimse, başka birine kırgınsa, onu kötülemeye çalışır, gıybetini eder. Başkasına kızıp da kendini Cehenneme atmanın ahmaklık olduğunu bilen, gıybet etmez. Gıybet etmekle, ona zarar vermiş olmuyor, ancak kendine zulmederek, kendini felakete atıyor. Üstelik sevmediği kişinin günahlarını alıp, yerine kendi sevaplarını veriyor.

4-
Bazen topluluktakileri memnun etmek, onları güldürmek için gıybet edilir. İnsanları memnun etmek için, Allahü teâlânın gazabına maruz kalmayı istemek ne kadar yanlıştır.

5-
Gıybet eden, övülmeyi, herkesin kendisinden bahsetmesini ister. Bu bakımdan kendini övmek için dolaylı yolları seçer. Mesela, (Falanca çok geçimsizdir) der. Bu, (Ben geçim ehliyim) demektir. Cömert olduğunu bildirmek için, (Falanca çok cimridir) der. Eğer böyle gıybet edeni dinleyen, akıllı birisi ise, kendini bu şekilde övene hiç değer vermez, onun değersiz olduğunu anlar. Bunları dinleyen akıllı değil de, cahil, ahmak birisi ise, gıybet ettiği için ona değer verse, ne çıkar? Kazancı ne olur?

6-
Başkalarını gıybet edip kusur araştıran kimse, kendi kusurlarını göremez. Halbuki kendi kusurları ile meşgul olan başkalarının kusurlarını göremez. Başkalarının kusurları ile uğraşan birisinin, kendi kusurunu görmeyen zavallı bir ahmak olduğu anlaşılır.

7-
Kıskanç olan, mal sahiplerini kötüler. (Malı çok ama yemesini bilmez, cimrinin biridir) der. Yahut mevki sahibi için, (Müdür oldu diye kendini bir şey zannediyor) der. Böyle söylemekle, gıybet edilenin ne malı azalır, ne de makamı elden gider. Buna rağmen kıskançlık ateşi, söyleyeni yakıp kavurur. Üstelik, gıybet günahına girdiği için sevaplarını sevmediği kimseye vermeye mahkum olur.

Sual:
Dini bir meseleyi öğrenmek için, (Beyim şunu yapıyor, caiz midir?) diye soruyorum. Beyimi gıybet etmiş oluyor muyum?
CEVAP
Hayır. Fakat beyinden bahsetmeyip, (Bir erkek hanımına şöyle yapsa caiz olur mu?) diye sormak daha uygun olur.

Sual:
İstişare edene, (O erkeğin veya kızın şu kusuru vardır) demek, yahut, (O malı alma, şu kusuru var) demek gıybet olur mu?
CEVAP
Gıybet olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Facirin hâlini anlatmaktan çekinmeyin ki halk, onun zararından korunsun.) [Taberani]

Sual:
Meşhur lakabı ile bilinenden bahsederken, mesela (Kara Bülent) demek gıybet olur mu?
CEVAP
Bu lakabı ile çağırılınca üzülmüyorsa gıybet olmaz.

Sual:
Arkadaşımı, kötü arkadaşlardan korumak için, (Falan kumarbazdır, diğeri de sarhoştur) demek gıybet olur mu?
CEVAP
Gıybet olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hayasızdan bahsetmek gıybet olmaz.) [İ.Adiy]

Sual: Birisini kasdederek kaş göz hareketi yapmak günah mıdır?
CEVAP
Eğer o, o hareketten dolayı üzülürse gıybet olur, günah olur. Üzülmezse hoşlanırsa günah olmaz, caiz olur.

Sual: Hükümetteki insanlar hakkında konuşmak gıybet olur mu?
CEVAP
Açıkça yanlış yapıyorlarsa söylemek caizdir.

Sual: Savunanlara karşı, cahil şeyhlerin yanlışlıklarını söylemek, kötülemek gerekmez mi? Müslümana bunu bildirmek gıybet olur mu?
CEVAP
Onların liderleri yanlarında kötülenirse, onlar da ehl-i sünnet âlimlerine hücum eder. Buna sebep olmamak lazım. Kendi aranızda kötülükleri söylenir. Zararlarından korunmaya çalışılır. Kötülerin zararından korunmak için kötülüğünü söylemek gıybet olmaz.

Gıybet zinadan kötüdür
Sual:
Gıybetin zinadan kötü olduğunu bildiren hadise uydurma diyorlar. Bu hadis din kitaplarında yok mudur?
CEVAP
O hadis-i şerifin meali şöyledir:
(Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tevbe eder de, [bir daha yapmazsa], Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [İbni Ebid-Dünya, Deylemi, Taberani, Beyheki, Tergib ve Terhib, İ. Şarani, İ. Gazali]

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Fitne, adam öldürmekten daha beterdir.) [Bakara 191]

Fitne ve kovuculuğun şerri çok büyüktür. Ondan korunmak gerekir. Nitekim Hammad b. Seleme şöyle anlatıyor: 'Bir kimse kölesini satılığa çıkardı. Alıcıya dedi ki: 'Kölemde kovuculuktan başka bir ayıp yoktur! Alıcı: 'Ben bu ayıba razı oldum' dedi ve köleyi satın aldı. Köle Birkaç gün yeni efendisinin yanında kaldıktan sonra efendisinin hanımına dedi ki: 'Efendin seni sevmiyor ve senin üzerine câriye getirmek istiyor. Bu bakımdan usturayı al da uyuduğu zaman ensesinden Birkaç kıl kes ki o kıllar üzerine sihir yapayım da sana bağlı kalıp seni sevsin'. Sonra gidip efendisine dedi ki: 'Senin hanımın dost tutmuştur ve seni öldürmek istiyor. Kendini uyumuş gibi göster ve bunu gözünle gör!' Adam kendisini uyur gibi gösterdi. Kadın ustura ile kılları kesmek için geldi. Adam, karısı gerçekten kendisini öldürmek istiyor zannetti. Kalkıp kadını öldürdü. Sonra kadının ailesi geldi adamı öldürdüler. Böylece iki kabile arasına savaş girdi.

 

Âyet-i kerimede fitnenin adam öldürmekten daha büyük günah olduğu bildiriliyor. Adam öldürmek bir suç ise, fitne bir çok suçlara sebep olabilir. Fitnenin, birçok anlamı vardır. Daha çok küfür, bozgunculuk, bölücülük, bela, imtihan gibi anlamlara gelir. Fitne, bir çok müslüman kanı dökülmesine veya bir müslüman ülkenin küffârın eline geçmesine sebep olabilir.

Gıybet, Kur'an-ı kerimde, ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir. Bir âyet meali:
(Birbirinizin kusurunu araştırmayın, arkasından çekiştirmeyin, gıybet etmeyin. Kim ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bu tiksindiricidir. O halde Allah'tan korkun.) [Hucurat 12]
Gıybet, söz taşımak ve diğer günahlardan kaçınmak, nefsle savaşmak olup, cihad-ı ekber olarak bildirilmiştir. Gıybetin verdiği zararlar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Miracda göğüslerinden asılarak azap edilenleri gördüm. 'Bunlar, kaş göz işaretiyle alay ve gıybet edenlerdir' dendi. Nitekim Kur'anda, şöyle buyruluyor: (İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz ile alay edenlerin vay haline!) [Hümeze1] (Beyhâki)

(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. '
Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir' dendi.) [Ibn. Ahmed]

(Gıybet ve kovuculuk, kişinin imanını zayıflatarak yok eder.)
[İsfehani]

(Cehennemden en son çıkan, gıybetten tövbe edendir. Cehenneme ilk giren, gıybetten tövbe etmeden ölendir.)
[R.Nasıhin]

(Gıybet, etmek leş yemekten daha kötüdür.)
[İ.Hibban]

(Biri için söylenen kusur, onda varsa, gıybettir, yoksa iftira olur.) [Müslim]

(Kıyamette, bir kimse amel defterine bakar,
"Şu ibadetleri yapmıştım. Bunlar yazılı değil" der. "Onlar, silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı" denir.) [İsfehani]

(Gıybet edenin duası kabul olmaz.)
[Şir'a]

(Gıybet eden Cehennemliktir.) [İsfahani]

(Dört kişinin, çektikleri şiddetli azaptan, Cehennemdekiler rahatsız olur. Biri, ateşten bir tabut içindedir, ikincisi bağırsaklarını yerde sürür, üçüncüsü kan ve irin kusar, dördüncüsü kendi etini yer. İlki borçlu olarak öldü. İkincisi idrardan sakınmazdı. Üçüncüsü, müstehcen konuşurdu. Dördüncüsü, gıybet ve kovuculuk ederdi.)
[Taberani]

(Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşıma, şehvetle harama bakmak, yalan yere yemin etmek.)
[Deylemi]

(Oruç, ateşe kalkandır. İbadetini gıybetle boşa çevirmediği takdirde onu korur.)
[Buhari]

(Gıybet yapmayan Allahü teâlânın güvencesindedir.) [İbni Huzeyme]

(Leş yemek, gıybet ederek, arkadaşının etini yemekten daha hafiftir.) [Ebuşşeyh]

Yeni defnedilen iki ölü için Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Şimdi onların kabirleri ateşle dolduruldu, azap içindedir. Feryatlarını insan ve cinden başka her mahluk işitti. Eğer gizleyebilseydiniz, benim işittiklerimi siz de işitirdiniz. Bunlardan biri, idrardan sakınmazdı, öteki de, insan eti yerdi [gıybet ederdi].) [İ.Ahmed, İbni Cerir]

Resulullah gıybet edene, (Tövbe et, kardeşinin etini yedin) buyurdu. (Taberani, İ. Ebi Şeybe)

Suç işleyerek cezalandırılan birisini gıybet edenlere, Resulullah efendimiz, (Şu eşeğin leşinden yiyin. Gıybet etmek, şu eşek leşini yemekten daha kötüdür) buyurdu. (İbni Hibban]


Bir kimse, nefsine, şeytana ve kötü arkadaşa uyup zina etmişse, sonra pişman olup bir daha yapmamışsa, Allahü teâlâ onun tövbesini kabul eder. Fakat gıybet, söz taşımak, bir çok fitnelere sebep olabilir. Gıybete kolayca girildiği, zararının sınırı olmadığı için bu şiddetli bir ikazdır.

Gıybetin kefareti


Gıybet etmenin kefareti, üzülüp tövbe etmek ve helalleşmektir. Pişman olmadan helalleşmek, riya olur, ayrı bir günah olur. Gıybet, üç türlüdür:
1- (Bu gıybet değil, onda olan şeyleri söyledim) demek. Böyle söylemekle, harama helal demiş olur ki, çok tehlikelidir.

2-
Gıybet olunan, bunu duymuşsa, tövbe etmekle affedilmez. Onunla helalleşmek de gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Gıybetini yaptığı kişi, gıybet edeni affetmedikçe, mağfiret olunmaz.) [Deylemi]

3-
Gıybet olunanın bundan haberi yoksa, tövbe ve istiğfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. (Ya Rabbi beni de, gıybetini ettiğim kişiyi de affet) diye dua etmelidir! İki hadis-i şerif meali :
(Gıybetin kefareti, gıybet edilenin mağfireti için dua etmektir.) [İbni Lâl]

(Gıybet eden, gıybet edilen için mağfiret dilerse gıybet günahına kefaret olur.) [Hatib]

İhtiyaç halinde gıybeti caiz olanlar


1-
Bir haksızlığı, bir yolsuzluğu şikayet için, ilgili mercilere bildirmek.

2-
Bid'at sahibi ile gezen birine, (Onunla gezme, o mezhepsizdir) demek.

3-
Şahitlikte, (Falanca şöyle yaptı) demek.

4-
İnsanları, açıktan günah işleyenlerden korumak için, mesela (O kumarbazdır) demek.

5-
Müslümanları, bid'at ehlinin zararlarından korumak için, bunların kitaplarının ve yazılarının bozukluğunu, sözle veya yazı ile bildirmek. [Bunu yapmak, aynı zamanda dinin emridir.]

Sual: Helal edeceği bilinse, ana babanın gıybeti caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir, günahtır, helâlleşmek gerekir. Ana baba hakkını helâl etse de, gıybet etmek günah olduğu için, ayrıca tövbe etmek de gerekir.

Sual: Kâfiri gıybet etmek de haram mıdır?
CEVAP
Zimmî kâfiri gıybet etmek haramdır, harbi kâfiri gıybet etmek caizdir. Şimdi dünyada zimmî kâfir yoktur. Kim olursa olsun, ağzımızı gıybete alıştırmamalıyız.

[Halifelik döneminde, İslam devletinde yaşayıp, cizye ve haraç veren kâfire zimmî, kendi ülkesinde yaşayan, İslam devletine bağlı olmayan kâfire de harbi denirdi.]

Sual: Bir kimsenin gıybet ettiğini görünce, ne yapmalıyız?
CEVAP
Söyleyince kabul edecek biriyse mani olmalı, böyle değilse konuyu değiştirmeye çalışmalı veya orayı terk etmeli. Bunlar da mümkün olmazsa, kalben gıybete razı olmamalıdır.

 

Hz. Peygamber isim söyleyerek eleştirmezdi.

Bazı kavimlere ne oluyor ki şöyle yapıyorlar [Ebu Dâvud]

Gıybeti dinleyen gıybetçilerden olur. [Taberâni]

Ebubekir(r.a) ile Ömer (r.a)'den rivayet ediliyor ki onlardan biri arkadaşına 'Filân adam çok uyuyor!' dedi. Sonra ikisi birden ekmeklerini yemek için Hz. Peygamber'den bir katık istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber 'Siz katıklandınız!' dedi. Onlar 'Bizim katıklanmadan haberimiz yok!' deyince, Hz. Peygamber şöyle dedi:

Evet, siz kardeşinizin etinden yediniz! [Taberâni]

Dikkat ettiğinde, Hz. Peygamber'in ikisini birden suçladığını göreceksin. Oysa o sözü söyleyen sadece onlardan biriydi. Diğeri onu dinliyordu. '(Maiz'), köpeğin öldüğü gibi öldü!' diyen bir kişi olduğu halde Hz. Peygamber ikisine birden şöyle dedi:

Şu leşten yiyiniz!

İkisini birden leş yemeye davet etti. Bu bakımdan dedikoduyu dinleyen de gıybetin günahından kurtulamaz. Ancak diliyle veya korktuğu takdirde kalbiyle gıybeti reddederse veya gıybet meclisinden kalkarsa veya gıybetçinin konuşmasını başka bir konuşma ile keserse gıybetçi sayılmaz. Aksi takdirde günahkâr olur. Eğer dedikoducuya diliyle sus deyip de kalben onun dedikodusunu dinlemek istiyorsa, bu münafıklık olur. Kalben gıybeti çirkin görmedikçe münafıklıktan kurtulamaz. Eliyle susması için işaret etmek veya kaşıyla veya kirpikleriyle işaret etmek yeterli değildir. Çünkü bu işaretler bahsi yapılan kişiyi hakir görmek demektir. Aksine o kişiyi tahkir değil de tazim etmeli ve açıkça onu savunmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kimin yanında bir mümin zelil ediliyorsa, o da kudreti olduğu halde o mü'mine yardım etmiyorsa, Allah onu Kıyamet gününde insanların gözü önünde zelil edecektir.[İbn Ebî Dünya]

Kim (müslüman) kardeşinin bulunmadığı bir mecliste onun haysiyetini korursa, Kıyamet gününde onun haysiyetini korumak Allah'a hak olur. Kim kardeşinin gıyabında onun haysiyetini korur ve müdafaa ederse, o kimseyi ateşten azat etmek Allah'a hak olur. [Ahmed, Taberânî,(Ebu Derdâ'dan)]

Kişinin gıybet etmesinden ötürü -rivayet ettiğimiz hadislerden anlaşıldığı gibi- kendisini Allah'ın gazabına mâruz bırakmış olduğunu bilmesidir. Çünkü kıyamet günündeki, iyilikleri gıybetinin ve mürüvvetinin bedelidir. Eğer iyilikleri yoksa, gıybeti yapılanın kötülüklerinden onun defterine nakledilir. O, bununla Allah'ın gazabına mâruz kalır. Kulun mizanında kötülük kefesi, iyilik kefesine ağır basarsa cehenneme girer. Bazen de gıybetini yapmış olduğu kimseden kendisine bir günah nakledilir ve o günah ile terazisinin günah kefesi ağır basar ve dolayısı ile cehenneme girer. Gıybetçinin başına gelen azabın en azı, onun amellerinin sevabını azaltmasıdır. Bu azaltma, hakkın istenilmesi, sual, cevap ve hesap icra edildikten sonra olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Gıybetin, kulun hasenâtında yapmış olduğu tahribat, kuru odunda yapmış olduğu tahribattan daha süratli ve şiddetlidir. [Bu hadis, hasetçi hakkında da vâriddir.]

Bu bakımdan kul, haset ve gıybetin kötülüğü hakkında vârid olan hadislere iman ettiğinde o hadislerdeki tehditlerden korktuğu için dilini başıboş bırakmaz. Kendi hakkında düşünmek ona fayda verir. Eğer kendinde bir ayıp görürse, onunla meşgul olur ve Hz. Peygamber'im şu hadisini hatırlar:

Kendisinin ayıbı, kendisini halkın ayıbıyla meşgul olmaktan alıkoyan kimseye cennet vardır. (Bezzar]

Allah Teâlâ Kur'an'da

'Birbirinizi arkasından çekiştirmek ölü kardeşinizin etini yemek gibidir. Bundan tiksinirsiniz değil mi? (Hucurat/12)

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Müslümanın her şeyi diğer müslümana haramdır. Kanı, malı ve namusu(nu pâyimâl etmek)... [Müslim]

Câbir ve Ebu Said Hz. Peygamber'den (s.a) şöyle rivayet ediyorlar:

Dedikodudan kaçınınız! Muhakkak ki dedikodu(gıybet), zînadan daha kötüdür. Çünkü kişi, bazen zina eder, tövbe eder ve Allah tövbesini kabul eder. Dedikodu yapan bir kimse ise, dedikodusu yapılan kişi kendisini affetmedikçe Allah tarafından affedilmez. [ İbn Ebî Dünya, İbn Hibban]

Enes (r.a) Hz. Peygamberin şöyle dediğini rivayet eder:

İsrâ gecesinde yüzlerini bakırdan tırnaklarıyla paramparça eden bir kavmin yanından geçtim. Cebrâil'e 'Bunlar kimlerdir?' diye sordum. Cebrail 'Bunlar halkın dedikodusunu yapan, haysiyet ve mürüvvetlerine dil uzatanlardır!' dedi.

Enes şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber bize hutbe okudu. Faizden bahsetti. Onun korkunçluğunu uzun uzadıya belirtti. Sonra şöyle buyurdu:

Kişinin faizden bir dirhem kazanması, Allah katında günah bakımından, otuzaltı zinadan daha tehlikelidir. Faizin en çirkini ise, müslümanın ırzına dil uzatmaktır. [İbn Ebi Dünya]

Câbir der ki: Bir seferde Hz. Peygamber ile beraberdik. Sahipleri azap gören iki kabrin yanında durarak şöyle buyurdu:

Bu iki kabrin sahibi azap görüyorlar! Oysa azap görmeleri pek büyük olmayan bir suçtan dolayıdır. Onlardan biri halkın dedikodusunu yapardı. Diğeri ise küçük taharetten korunmazdı. [İbn Ebî Dünya, Ebu Abbas Değuli]

Mâlik b.Dinar şöyle anlatır: ''Hz. Îsâ (a.s) beraberinde havariler olduğu halde bir köpek leşinin yanından geçti. Havariler 'Bu köpeğin kokusu amma da fena' dediler. Îsâ (a.s) 'Onun dişinin parlaklığı ne güzeldir' diye karşılık verdi. İsa (a.s) bu sözüyle havarileri, köpeğin gıybetini yapmaktan bile menediyor ve onların Allah'ın mahluku hakkında güzelden başka bir şey söylememelerine dikkat çekiyordu''.

Ali b. Hüseyin başkasının dedikodusunu yapan bir kişiyi dinledi ve şöyle dedi: 'Dedikodudan kaçın! Çünkü dedikodu, insan köpeklerinin katığıdır'.

Ömer (r.a) şöyle demiştir: 'Allah'ı anmaktan ayrılmayın! Çünkü onda şifa vardır. Halktan bahsetmekten sakının! Çünkü o hastalıktır'.

Allah Teâlâ'dan, ibadetine yönelmek için tevfîkini talep ederiz.

Kalben Yapılan Gıybet'in Haram Olması

Kötü söz gibi kötü zan da haramdır! Bu bakımdan başkasının kötülüklerini dil ile anmak haram olduğu gibi müslüman hakkında içinden su-i zanda bulunmak da haramdır. Ben bundan kalbin kinini ve başkasının hakkında kötülükle hükmetmesini kastediyorum. Kalbinden bir anda gelip geçen şeyler affedilmiştir. Hatta şek ve şüphe etmek de affedilmiştir. Yasaklanan, başkasının hakkında kötü zanda bulunmaktır. Zan ise nefsin meylettiği ve kalbin yöneldiği şeyden ibarettir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. (Hucurât/12)

Gözünle görmediğin, kulağınla işitmediğin bir şeyin kalbine düşmesine gelince, o şeyi senin kalbine şeytan atmıştır. Bu bakımdan İblis'i doğrulamak câiz değildir.

 

İki Hasmın Arasına Girip, İki Yüzlülükle Herkesin Arzusuna Göre Konuşmak

 

Düşmanlık güdenleri gören bir kimse, bu felâketten az zaman kurtulabilir. Bu ise münafıklığın ta kendisidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kimin dünyada iki yüzü varsa, kıyamet gününde o kimse için ateşten iki dil olur. [Ammar b. Yasir]

Ebu Hüreyre (r.a) Hz. Peygamberin şöyle dediğini rivayet eder:

Kıyamet gününde Allah'ın kullarından kötü, şerli olarak iki yüzlü bir kimse göreceksiniz ki şu gruba öbür grubun konuşmasını, öbür gruba da bunların konuşmasını getirip götürür! [İbn Ebî Dünya]

Mâlik b. Dinar şöyle demiştir: ''Tevrat'ta okudum: 'Kişi arkadaşına karşı iki değişik dudak kullanırsa, emanet iptal olunmuştur demektir. Allah, kıyamet günü iki değişik dudak kullanan kimseyi helâk eder' yazılıydı''.

Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'İki yüzlüye Allah katında, emin olmak uygun değildir'.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kıyamet günü Allah katında en çok nefret edilenler, kibirlenenler ve yalancılardır. O kimselerdir ki, kalplerinde, gönüllerinde arkadaşlarına karşı nefret vardır. Arkadaşları ile bir araya geldikleri zaman onlara yağcılık yaparlar. O kimselerdir ki, Allah'a ve peygambere itaate davet edildiklerinde ağırlaşır, şeytana ve ona uymaya davet edildiklerinde duraksamadan icabet ederler.

Selef, iki ayrı kişi ile iki ayrı yüzle görüşmenin münafıklık olduğunda görüş birliği içindedirler. Münafıklığın birçok alâmetleri vardır. İşte bu da o alâmetlerden biridir.

Zira insan bir tek tarafın konuşmasını nakletmek suretiyle kovucu olur. Bu bakımdan iki tarafın konuşmasını da birbirine naklederse, o zaman kovuculuktan daha şerli olur. Eğer söz nakletmez, her birinin diğerine karşı güttüğü düşmanlığı güzel görüp tasvip ederse iki yüzlü sayılır. Yine ikisine de sana yardım edeceğim vadinde bulunursa (ateşe körükle giden ve bundan da razı olan bir kimsenin yaptığı gibi), hüküm böyle olur. Düşmanlardan birini övüp yanından ayrıldıktan sonra kötülerse bu hareketi de iki yüzlülük olur. En uygunu susmak ve düşmanlardan hak sahibi olanını övmektir ve onu ardından, huzurunda iken ve düşmanının karşısında da övmektir.

İbn Ömer'e şöyle denildi: 'Biz yöneticilerimizin huzuruna giriyoruz. Orada konuşuyoruz. Çıktığımız zaman konuştuklarımızın aksini konuşuyoruz' dedi. İbn Ömer 'Biz Hz. Peygamberin zamanında bunu münafıklık sayardık' dedi. Kişi emirin huzuruna girip, onu övmeye ihtiyacı olmadığı zaman böyle yaparsa münafıklık etmiş sayılır. Zâlimi övmek ise açık bir yalandır. Bu yalanı söylemek ancak bir zaruretten dolayı caiz olur veya zorlanıldığı zaman yalan söylemek mübah olur. Emirleri övmek, onların dediklerini tasdik etmek, bâtıl konuşmalarını tasdik bakımından baş sallamak doğru değildir.

Aişe (r.a) şöyle anlatır: Bir kişi Hz. Peygamber'den içeri girmek için için izin istedi. Peygamber (s.a) şöyle dedi:

Ona izin verin! Aşiretin içinde en kötüdür o!

Adam içeri geldiği zaman, Hz. Peygamber kendisiyle yumuşak konuştu. Çıkıp gittiği zaman Hz. Peygamber'e 'Sen daha önce onun hakkında söylediğini söyledin. Sonra kendisiyle yumuşak konuştun. Bu nasıl olur?' dedim. Cevap olarak şöyle dedi: 'Ey Aişe! İnsanların kötüsü o kimsedir ki şerrinden korunmak için kendisine ikram edilir! [Müslim, Buhâri]


Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller