Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

21/2/2009 - DİLİN AFETLERİ

DİLİN BÜYÜK TEHLİKESİ VE SUSMANIN FAZİLETİ

Allah Teâlâ Kur'an'da 'O gün, Kıyamet uzuvları aleyhlerinde tanıklık edecektir' buyurmadadır. Dil de bir uzuv olduğuna göre; onun, iyi ve da şer işlerinden hesap sorulacaktır.

Dilin tehlikesi büyüktür. Onun tehlikesinden kurtuluş ancak susmakla mümkündür.

Hadisler

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Susan kurtulmuştur!(Tirmizî)

Susmak, hikmettir. Susan ise pek az!...(Deylemî)

Ukbe b. Âmir der ki: 'Ey Allah'ın resûlü! Kurtuluş nedir?' dedim, Hz. Peygamber cevap olarak şöyle dedi: 'Dilini koru! Evinden çıkma! Günahın için ağla!' (Tirmizî)

Resûlullah şöyle buyurmuştur: 'Size ibadetin en kolayını ve beden için en rahatını haber vereyim mi? Susmak ve güzel ahlâktır. [Müslim, Buharî,(Saffan b. Selim'den)]

Bir göçebe Hz. Peygamberin huzuruna geldi ve dedi ki: 'Beni öyle bir ibadete muttali et ki cennete girmeme vesile olsun!' Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Aç kimseye yedir, susuza içir! İyiliği tavsiye et! Kötü, şer işleri yasakla! Eğer gücün buna yetmiyorsa -iyilik hariç- dilini tut! [İbn Hibban, Taberânî, Evsat] -dilini tut böyle yapmakla şeytanı mağlup edersin. [İbn Ebî Dünya]

Allah Teâlâ her konuşanın dilinin yanındadır. Bu bakımdan ne söylediğini bilen kişi Allah'tan korksun!

Müslüman kimseyi susmuş ve vâkur gördüğünüz zaman ona yaklaşınız! Çünkü o, hikmeti telkin eder [İbn Mâce]

SORU: SUSMANIN BU BÜYÜK FAZİLETLERİNİN SEBEBİ NEDİR?

CEVAP: DİLİN AFETİ İNSANIN ÖZELLKLE AHİRETE YÖNELİK EN BÜYÜK KURTULUŞ VE ONGUNLUĞUNU ENGELLEYECEK OLAN KÖTÜ,ŞER İŞLERİNİN ÇOKLUĞU OLMASI NEDENİ İLEDİR. O afetler; yanlışlık, yalan, gıybet [dedikodu], riya, münafıklık, fâhiş konuşmak, çekişmek, tartışma, nizâ, nefsini yani kendini temize çıkarmak, bu vesile ile hasmını aşağılamak, hasmı hakkında veya diğer hususlarda hakikate ilavelerde bulunmak veya hakikatten, gerçeklerden eksiltmek, bâtıla dalmak, başkasıyla kavga etmek, fuzulî konuşmak, gerçeği hakkı tahrif etmek, halka eziyet etmek veya halkın namusuna saldırmaktır.

İşte dil hakkındaki afetler (kötü,şer işler) çoktur. Bunlar dile ağır gelmezler. Kalpte bunların tatlılığı, şirinliği, lezzet ve zevki vardır. Nefis ve şeytan insanı bunlara itelemektedir. Susmakta ise-bu faziletle beraber- himmetin derli toplu bulunması, vakarın devam etmesi, fikir, zikir [Allah'ı anmak], ibadet için boşalmak, dünya hakkında konuşmanın mesuliyetinden selâmette kalmak ve ahirette hesabını vermekten kurtulmak gibi iyi hasletler vardır. Allah şöyle buyurur: (İnsan) Hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapt eden (bir melek) hazır bulunmasın. (Kâf/18)

Susmaya devam etmenin faziletine bir şey işaret eder. Konuşma dört kısımdır. 1- Katıksız zararlı. 2- Ne zararı ve ne de faydası olan konuşmalar. 3- Hem zararlı, hem faydalı. 4- Katıksız faydalı.

1-Katıksız zarar olan kısma gelince mutlaka susmak gerekir. 2-Ne faydalı nede zararlı olan konuşmaya gelince, bu fuzulî, boş gereksiz konuşmadır. Zamanın zâyi edilmesi de zararın özellikle ahirette hüsrana uğramanın ta kendisidir. 3- Hem zararlı, hem faydalı olan konuşmanın içinde tehlike vardır;çünkü bu kısım içine riyanın inceliklerinden aşırı süslü, yapmacığa kaçma, nefsi, yani kendini temize çıkarmak ve fuzulî, boş konuşmak gibi günah olan şeyler karışır. Öyle bir karışır ki, idrak edilmesi, anlaşılması pek günah olan şeyler karışır. Onun faydası, zararını karşılayamaz. Bu nedenle kişi böyle bir konuşma ile kendini tehlikeye atmış olur. Meselâ kişi kendi gözüne saplanan elektrik direğini görmez, mümin kardeşinin gözündeki çöpü görür ve gözündeki elektrik direğine rağmen uzanır, kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmakla meşgul olur.

Bu bakımdan elimizde dördüncü kısım kalıyor. O halde konuşmanın dörtte üçü düştü, dörtte biri kaldı. O da katıksız faydalı konuşmadır. Rabbin emirlerindendir. Daima Allah'ı anmak, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek, yoksulu doyurmaya teşvik etmek, yetim hakkı gözetmek gibi hususlardır.

Hz. Peygamberin bu hususta söylediği en keskin ve şaşmaz şu sözüdür:

''Kim susarsa kurtulur''. (Tirmizî'den)

 

Boş Konuşmalar Yapmak

 

Senin en güzel halin; dedikodu, söz taşımak, yalan, çekişmek, ağız dalaşı, ve benzeri kötü, şer işlerden korunman, ancak mübah olup ne sana ne de bir müslümana zararı olmayan şeyler hakkındaki konuşmandır. Çalıştırdığın dilinden de sorumlu olursun. Senin için daha hayırlı olanı (ahiret hayatını) az ve çabuk geçen bir şeye (dünya hayatına), değiştirmiş olursun. Nitekim Allah Teâlâ Kur'an'da 'Allah'ı anın ki kurtuluşa eresiniz' ve 'Ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anın' ilâhi emri gereğince eğer sen konuşmaya sarf edeceğin zamanını düşünceye, Allah yolunu tefekkürle akletmeye harcadığın takdirde, düşünce anında faydası pek büyük olan ilâhi rahmetin esintilerinden biri çoğu zaman senin için açılabilir. Eğer kelime-i tevhidi söylersen, Allah'ı anar ve tespih edersen senin için daha hayırlıdır. Kulun sermayesi vakitleridir. Vaktini fuzuli şeylere sarf ettiği zaman, o vakitlerde ahirette kendini kurtarıcı bir sevabı edinmediği takdirde sermayesini zayi etmiş olur. Hal böyle olunca da hüsrana uğrayanlardan olması kaçınılmaz demektir.

Enes der ki: ''Bizden bir genç Uhud Savaşı'nda şehit oldu. Baktık ki onun karnının üzerine, açlıktan dolayı bir taş bağlıdır. Annesi, yüzünden toprağı silerek şöyle dedi: ''Cennet sana afiyet olsun ey oğlum!'' Bu sözü dinleyen Hz. Peygamber şu karşılığı verdi:

Sen cennetin ona âfiyet olacağını nereden biliyorsun? Oysa o boş, gereksiz konuşmalar yapardı. Kendisine zarar vermeyeni menederdi.! Hz. Peygamberin böyle söylemesinin nedeni ise Allah adına konuşarak, onun tasarrufu hakkında hüküm ile karar vererek Allah adına yalan uydurabileceği söz konusu olduğu içindir. Peygamberin sözünün sonunda 'Kendisine zarar vermeyeni men ederdi'' kısmına gelince bir yerlerde kendine zararı dokunmadığı takdirde kötülük de işlense onu umursamayan bir genç olduğu anlaşılmaktadır. Oysa Allah, yaratılmış her can için Kur'an-ı Kerim emir ve yasakları çerçevesinde onların hak ve hukukunu ve sabrı tavsiye etmeyi emretmede ve bunun dışında kalanların ahirette hüsrana uğrayacaklarını bildirmededir.

Hadisten çıkan mana şudur: Cennet ancak hesaba çekilmeyen bir kimse için hazırlanmış olur. Boş ve gereksiz konuşan bir kimse ise, her ne kadar konuşması ne sevap ve ne de günah bir konu hakkında ise de bu konuşmasından dolayı hesaba çekilir. Bu bakımdan, hesapları tartışmalı geçeceğinden ve tartışmalı hesaplarında bir tür azap olması nedeniyle bu gibilere cennet hazırlanmaz.

Kulun sermayesi vakitleridir. Vaktini fuzuli şeylere harcadığı zaman o vakitlerde ahirete azık olacak bir sevabı edinmediği takdirde sermayesini zayi etmiş olur.

Muhammes b. Ka'b'dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

''Bu kapıdan ilk içeriye giren cennet ehlinden bir kişidir''.

Bunun üzerine Selman'ın oğlu Abdullah, kapıdan içeri girdi. Ashab-ı kirâmdan bir grup Abdullah'ın yanına gittiler. Ona hadiseyi anlattılar ve dediler ki: ''En fazla güvendiğin ve bu sevaba erişmene vesile olabileceğini umduğun işlerini bize haber ver!''. Bunun üzerine Abdullah dedi ki: ''Ben muhakkak zayıf bir kimseyim. Allah'tan umduğum en kuvvetli amelim, göğsümün selâmeti, sükûnetim ve boş konuşmayı terketmemdir.''

 

Fuzulî Konuşmak/Sözü Uzatmak

 

Atâ b. Ebî Rebah der ki: ''Sizden öncekiler, fuzuli konuşmayı çirkin görürlerdi. Allah'ın Kitabı, Hz. Peygamberin sünneti, iyiliği emir ve tavsiye, kötülükten alıkoymak veya zaruri ihtiyaç dışında konuşmak hariç, bunun dışında kalanları fuzuli sayarlardı. Ashab'dan biri şöyle demiştir: ''Biri benimle konuşmak istediğinde, onunla konuşmak, soğuk suyun susamış bir kimsenin hoşuna gitmesinden daha çok hoşuma gider. Fakat fuzuli konuşma olur düşüncesiyle konuşmayı terkediyorum.

Künyesi ebu Abdullah olan ve şâyân-ı itimad sahibi bir zat olan Mutarrıf şöyle demiştir: ''Allah'ın celâli, korku ve azabı kalbinizde büyük olsun! Bu bakımdan Allah Teâlâ'nın ismi celîlini köpeğe veya merkebe veya kızdığınız bir hayvana 'Ey Allahım onu mahrum et!' sözünüz gibi sözlerle veya lânetle anmayın!' Nitekim Peygamber (s.a.v) lânet edilen bir deveye bir daha asla binilmemesini o hayvanın serbest bırakılmasını emreylemiştir. Bunlar günahtır.Bil ki kötü ve fuzuli konuşma, bazen zaptedilmeyecek kadar çoktur. Hatta mühim olanı Allah'ın kitabında mahsurdur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır bulunmaz. Ancak yoksula yardım etmeyi veya insanların arasını düzeltmeyi emreden müstesna! [Nîsâ/114]

Sözünün fazlasını söylemeyen, malının fazlasını Allah yolunda harcayan bir kimseye cennet vardır. [Beğâvî, İbn Hanî, Beyhakî]

İnsanlar bu husustaki işi nasıl da tersine çevirmişlerdir! Allah ve Hz. Peygamberin dediğinin tam aksine, mallarının fazlasını depo etmiş, biriktirmişler, sözlerini ise serbest bırakmışlardır.

Mutarrıf b. Abdullah babasından şöyle rivayet ediyor. Babası şöyle anlatmış: Benî Amr kabilesinin bir grubu ile beraber Hz. Peygamberin huzuruna geldim. O grup peygamber'e şöyle hitap edip: 'Sen bizim babamızsın, efendimizsin. Sen fazilet bakımından bize bizden daha faziletlisin. Sen cömertlik bekımından bizim için bizden daha cömertsin. Sen bembeyaz bir kâsesin. Sen şöylesin, sen böylesin' gibi övgülerde bulundular. Hz. Peygamber bunun üzerine şöyle dedi:

'Sözünüzü söyleyiniz! Sakın şeytan sizi dalâlete düşürmesin. [Ebu Dâvud, Mesaî]

ve yine ''Bir kimse çocuğuna gel, sana şunu şunu vereceğim dese ve söylediğini yapmazsa yalancılardan yazılır ve kişi, yalan söyleye söyleye cehennemliklerden yazılır.''

Mücahid şöyle dedi: 'Mutlak konuşmalar yazılır. Hatta kişi çocuğuna 'sana şunu şunu satın alacağım' deyip almazsa yalancılardan yazılır.

Hasan Basrî şöyle demiştir: Bir kişi, Hz Peygamberin yanında fazla konuştu. Peygamber kendisine şöyle sordu:

  • Senin dilinin önünde kaç perde vardır?

  • Dudaklarım ve dişlerim vardır!

  • Acaba o perdelerde konuşmanı azaltacak bir güç yok mudur? [Îbn Ebî dünya]

Bir rivayette Hz. Peygamber bunu, kendisini öven bir kişi hakkında söylemiştir. Çünkü Hz. Peygamberi öven bu kişi, konuşmasında aşırı bir şekilde abartarak sözü uzatmıştı. Sonra Hz. Peygamber şöyle dedi:

''Bir kişiye dilindeki fazlalıktan daha kötü, şerli bir şey verilmemiştir.''

Ömer b. Abdülaziz şöyle der: 'Beni çok konuşmaktan alıkoyan şey böbürlenme korkusudur.'

Ebu Derdâ (r.a) çenesi düşük bir kadını gördüğünde şöyle dedi: 'Eğer bu kadın dilsiz olsaydı, onun için daha hayırlı olurdu'.

Bâtıla (yanlış ve kötü olana) dalmak

Günahlar hakkında konuşmak demektir. Kadınların, içki meclislerinin, fasıkların makamlarının, zenginlerin refahının, saltanat ve emir makamındakilerin diktatörlüğünün, çirkin merasimlerinin ve çirkin durumlarının hikâyesi gibi...Bu konulara dalıp onlara imrenme sebebiyle anlatmak helal değil haramdır. Seni ilgilendirmeyen konuda konuşmak veya seni ilgilendiren konuda gereğinden fazla konuşmaya gelince bu durum,susmanın yanında daha iyi kısmı terketmektir. Fakat buna rağmen bu tür konuşmada haramlık yoktur.

Yine de kendisini ilgilendirmeyen bir konuda fazla konuşan bir kimsenin, sonunda bâtıla dalmayacağından emin olunamaz; çünkü insanların çoğunun konuşması, halkın namusunu çiğnemek, bâtıla dalmak veya bâtılın diğer türlerini işlemek suretiyle meyvelenmenin ötesine gitmez. Bâtıldan korunmak ise ancak din ve dünyanın önemli meselelerinden kişiyi ilgilendirdiği kadarı ile yetinmekle mümkün olur. Yine de birtakım kelimeler vâki olur. O kelimeleri konuşan, onları önemsemez fakat o kelimeler onu helâk etmeye sebep olur!

Bilâl b. Hars Hz. Peygamberin (s.a) şöyle dediğini nakleder:

'Kişi, Allah'ın rızasına uygun bir kelime konuşur, o kelime sayesinde varmış olduğu makama varacağını sanmaz. Dolayısıyla Allah Teâlâ o kelimeden ötürü rızasını kıyamete kadar o kimse için yazar. Kişi Allah'ın azabını hak eden bir kelime konuşur, o kelimeden dolayı felâkete uğrayacağını sanmaz ve böylece Allah Teâlâ onun üzerine o kelimeden dolayı kıyamete kadar gazabını yazar'. [İbn Mâce, Tirmizî]

Alkame şöyle derdi: 'Konuşacağım nice şeyler vardır ki Bilâl b. Hars'ın ilettiği hadis beni o konuşmalardan menetti'.

Kişi bir kelime söyler, o kelime ile yanında oturanları güldürür ve o kelimeden dolayı Süreyya'dan daha uzak bir mesafeden cehenneme düşüp yuvarlanır. [İbn Ebî dünya]

Selmân-ı Fârisî der ki: 'Kıyamet gününde insanların en günahkâr olanları, dünyadaki konuşmalarında Allah'a en fazla isyan edenlerdir.'

İbn Sirîn şöyle demiştir: ''Ensâr-ı Kirâmdan bir kişi bu tür insanların yanından geçerken onlara (kalkın) abdest alın! Muhakkak sizin söylediklerinizin bir kısmı abdestsizlikten daha şerlidir' derdi.

Çekişmek

Çekişmek dilin afetlerindendir. Allahü Teâlâ tarafından Kur'an'da emredildiği üzere çekişmek yasaklanmıştır. Zira çekişmek, başkasını susturmak, âciz bırakmak, konuşmasını tenkit suretiyle onun değerini düşürmek, o kişiyi kusurlu bulmak ve onu cahilliğe nispet etmekten ibarettir. Çekişmenin alâmeti, hakka dikkat çekerken karşıdakinin hoşuna gitmeyecek şekilde yapılmasıdır. Şöyle ki, muhatabın hatasını açıklar. Bunu da karşısındakinden üstün olduğunu ve muhatabının da değersiz ve eksik olduğunu açığa vurmak için yapar. Bu tür çekişmeden, sustuğu takdirde günahkâr olmayacağı her tür tartışma ve münakaşadan kaçınmakla kurtulunabilir.

İnsanı bu tür çekişmeye teşvik eden şey ise, ilmini ve faziletini göstermek suretiyle üstünlüğünü ispat etmek ve başkasının eksikliğini göstererek ona hücum etmek hevesidir! Bunların ikisi de nefsin gizli ve pek kuvvetli iki şehvetidir. Faziletini göstermeye gelince, bu kendini büyük gösterme kabilindendir! Bu tezkiye, kişide bulunan büyüklük davasının gereğidir. Oysa bu nitelik rubûbiyet sıfatlarındandır! Başkasını eksik ve düşük göstermeye gelince, bu da yırtıcılık tabiatının gereğidir. Çünkü bu tabiat yırtmayı, vurup kırmayı, eziyet etmeyi ister.

İşte bu iki sıfat kötü, şer ve helâk edicidir. Bu iki sıfatı çekişmek takviye etmektedir. Çekişmek bir başkasını üzmekten asla uzak değildir. Öfkeyi kabartmaktan, kendisine itiraz edilen kişinin konuşmasını -ister hak, isterse bâtıl olsun- mümkün olduğu şekilde takviye etmeye teşvik etmekten uzak değildir! Kendisine itiraz edilen kişi aklına gelen her şey ile itiraz edeni tenkit eder. Böylece iki tartışmacının arasında şiddet gittikçe kızışır. Tıpkı birbirine hırlayan iki köpeğin arasındaki sürtüşmenin kızışması gibi... Onların herbiri diğerini ısırmaya fırsat kollar. Ceza bakımından daha büyük ve arkadaşını susturmak hususunda daha kuvvetli çıkışlara yeltenir.

Bunun tedavisi ise, kendi faziletini belirtmeye zorlayan, başkasını kusurlu ve eksik göstermeye iten yırtıcılık sıfatını kırmaktır.

Kim bir müddet mücadeleyi âdet edinirse ve halk da onu överse ve bundan dolayı nefsinin aziz olduğunu ve halk tarafından kabul edildiğini görürse, o kimsede bu helâk edici sıfatlar kuvvet bulur ve öfke, kibir, riyâ, makam sevgisi ve faziletten dolayı aziz olmak gibi kötü sıfatlar kendisinde toplandığı zaman onlardan kurtulmaya gücü yetmez. Bu sıfatlarla teker teker mücadele etmek bile güç olduğu halde acaba tümüyle birden nasıl mücadele edebilir?

Rivayet ediliyor ki Ebu Hanife (r.a) Dâvud et- Tâî'ye şöyle sordu:

  • Sen neden inzivaya çekilmeyi seçtin?

  • Çekişmeyi terk etmek suretiyle nefsimle mücadele etmek için inzivayı seçtim.

  • Meclise gel! Söylenilen sözü dinle! Konuşma!

Ben bunu yaptım! Bana bundan daha güç gelen bir mücahade görmedim.

Gerçek de Dâvud'un dediği gibidir. Çünkü başkasının yanlışını gören bir kimse, o yanlışı düzeltmeye ve belirtmeye gücü olduğu halde, orada sabretmesi cidden zordur ve bunun için de Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Kim haklı olduğu halde tartışmayı terk ederse, Allah ona cennetin en yücesinde bir ev bina eder.

Putperestlik ve sarhoşluk veren içkiden sonra Rabbimin beni nehyettiği ilk şey çekişmekten sakındırmak olmuştur. [hadis- İbn Ebî dünya, Taberânî, Beyhakî, (Ümmü Seleme'den)

Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Ehl-i kıble hakkında dilini tutan bir kimseden Allah razı olsun. Ancak bildiğini sözlerin en güzeli ile söyleyebilir. (İbn Ebî dünya)Hişam b. Urve der ki: 'Hz. Peygamber bu hadisi yedi defa tekrar etti.'

Kim haklı olduğu halde çekişmeyi terk ederse, onun için cennetin en yüce yerinde bir ev bina edilir. Haksız olduğu halde çekişmeyi terk eden bir kimse için ise, cennetin orta yerinde bir ev bina edilir. [hadis-i şerif]

Çekişmeyi, tartışmayı terkediniz; çünkü tartışmanın hikmeti anlaşılmaz, fitnesinden de emin olunmaz! [Hadis-Tirmizî'den]

Allah (c.c) doğru yolu nasip ettikten sonra çekişmeye dalan bir kavim, dalâlete sapmış demektir. (Tirmizî, ebu Umâme'den)

Haklı da olsa kul, çekişmeyi bırakmadıkça iman hakikatini kemâle erdiremez. [İbn Ebî dünya]

Ömer b. Abdülaziz şöyle demiştir:'Kim dinini husûmet ve tartışmaya maruz bırakırsa, o fazlasıyla değiştirmeye muhtaç olur!

Mâlik b. Enes (r.a) şöyle demiştir: 'Dinde çekişme yoktur'. Yine şöyle demiştir: 'Çekişmek, yani tartışmanın neden olduğu mücadele kalpleri katılaştırır, kin ve nefret doğurur.'

Lokman Hâkim oğluna şöyle demiştir: 'Âlimlerle tartışma, sana karşı soğuklaşırlar.'

Bilâl b. Sa'd şöyle demiştir: ' Kişiyi konuşmada fazla inatçı, çekişmeci veya görüşünü beğenmiş olarak gördüğün zaman bil ki onun zararı zirveye ulaşmıştır'.

Süfyan es-Sevrî şöyle demiştir: 'Eğer kardeşim bir nar hakkında 'o tatlıdır' dese, ben de 'hayır, ekşidir' desem mutlaka gidip beni sultana şikayet eder!'

İbm Ebî Leylâ şöyle demiştir: 'Ben kesinlikle arkadaşımla çekişmem! Çünkü onunla çekiştiğim takdirde ya onu yalanlayacak ya da kızdıracağım. (İkisi de mahzurludur)'.

Ebu Derdâ şöyle demiştir: Devamlı çekişme ortamı yaratman günah olarak sana yeter'.

Nitekim Aişe (r.a) Hz. Peygamberin şöyle dediğini naklediyor:

Allah katında erkeklerin en sevimsizi, münakaşada ısrar edenidir. [Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî]

Husumet (Düşmanlık)

 

Düşmanlık da kötüdür. Husumet, çekişmekten daha ileridir. Deniliyor ki: Muttaki bir kimse, din hususunda hiçbir zaman düşmanlık etmez. Kim ilimsiz olarak bir husumette mücadele ederse, o mücadeleden vazgeçinceye kadar Allah'ın öfkesine maruz kalır'.

Seleften biri şöyle demiştir: 'Düşmanlıktan sakın' Çünkü husumet, dini mahveder'.

Soru: Bir kimse haksızlığa uğradığında, hakkını aramak ve korumak için elbette dâva etmesi gerekir. Bu bakımdan bu kimsenin hükmü ne olur ve bu kimsenin husumeti nasıl kötü olabilir?

Cevap: Bu kötüleme, bâtıl yolda ve ilimsiz düşmanlık besleyenleri kapsamaktadır. Çünkü hakkını almak isteyenin vekili durumundaki kişi, meseleyi bilmeden ve hakkın hangi tarafta olduğunu öğrenmeden önce -hangi tarafın olursa olsun- bir tarafın vekili olur ve ilimsiz onu savunur. Aynı zamanda bu kötüleme, hakkını arayıp ihtiyaç kadarıyla yetinmeyen, düşmanlıkta ısrar ve inat gösteren, bu ısrar ve inadı eziyet vermek için yapan kimseleri de kapsar. Bu hüküm, eziyet veren sözleri, delil olmadığı ve hakkın açığa çıkmasında bir yarar sağlamadığı halde söyleyen kimseleri de kapsar. Hasmını mağlup etmek ve kırmak için sadece inattan dolayı düşmanlığa yeltenen ve aynı zamanda mahkemelik olan malı çoğu zaman hâkir görüp de iltifat etmeyen bir kimse de bu zemmin şümulüne dahildir. Halkın arasında bazı kimseler vardır. Açıkça şöyle söyler: 'Benim maksadım hasmımın inadı ve onun mürüvvetinin kırılmasıdır. Eğer ben ondan bu malı alıp kuyuya atsam bile önemi yoktur!' İşte böyle diyen bir kimsenin maksadı inatçılıktır, düşmanlık ve ısrardır. Bu ise gerçekten kötü bir şeydir.

Gereğinden fazla inat, ısrar ve eziyet maksadı olmaksızın sadece şer'i yoldan delil getiren mazluma gelince, onun yaptığı haram değildir. Fakat en güzeli husumeti -mümkün olduğu kadar- terk etmektir. Çünkü husumette dili zapt etmek ve normale döndürmek zordur. Husumet, göğsü alevlendirir, öfkeyi kabartır. Öfke harekete geçtiği zaman düşmanlık konusu olan şey unutulur. İki hasmın arasında ancak kin ve nefret kalır. Hatta onların her biri diğerinin kötülüne sevinir. Sevindiğine de üzülür ve biri diğerinin hakkında dilini alabildiğine serbest kullanır. Bu bakımdan kim husumete başlarsa, tüm bu mahzurlara kendini mâruz bırakmış olur. Husumet her şerrin başlangıcıdır. Çekişmek de böyledir. Zaruret haline gelse bile dilini ve kalbini hasmının sürçmelerini takip etmekten kendini tutması uygun olur. Husumette kişinin elinden giden faydanın en azı, güzel konuşmak ve güzel konuşma hakkında verilen sevaptır; çünkü güzel konuşmanın en az derecesi hakkında sağlanacak başarıdır. Husumet yapan kişi daha iyiyi terk etmiş olur. Konuşmayı tenkit etmek ve kısacası; muhatabı cahillikle itham etmek veya yalanlamak olan itiraz etmekten daha sert bir şey yoktur.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Güzel konuşma ve yemek yedirme, cennette sizi mekan sahibi kılar. [Taberânî, Evsat, (Câbir'den)]

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Onlara (insanlara) sözün en güzelini söyleyiniz. (Bakara/83)

Cennette bir kısım köşkler vardır. Onların dışı içinden, içi de dışından görünür. Allah o köşkleri yemek yedirenler ve yumuşak konuşanlar için hazırlamıştır. [İbn Ebî dünya]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Güzel söz sadakadır. [Müslîm]

'Bir hurmanın yarısı ile de olsa ateşten korununuz. Eğer hurmanın yarısını bulamazsanız güzel bir söz ile korununuz.'[Müslîm (Ebu Hüreyre'den)]

 

Konuşmada Tekellüfe Kaçmak

 

Konuşmada, ağzını eğip-bükmek, fasih ve secî'li konuşacağım diye yapmacık hareketlerde bulunmak, konuşmasına kadın ve sevgiden bahsederek giriş yapmak ve hatiplik iddiasında bulunup fesahat gösterisinde bulunanların âdetlerinde cereyan eden usullerle gösteriş yapmaktır. Bütün bunlar kötülenmiş ve soğuk görülmüş zorlama türündendir. Hz. Peygamber onun hakkında şöyle buyurmuştur:

Ben ve ümmetimin muttakîleri gösteriş için zorlanmaktan uzağız. [Dârekutnî, İfrad, (Hz. Zübeyr'den merfu olarak]

Benim için en sevimsiz ve meclisimden en uzak olanınız ağzını eğip bükerek edebiyat yapmak için kendini zorlayanlardır. [İmam Ahmed,(Ebu Sa'lebe'den)

Ümmetimin şerlileri,kötüleri o kimselerdir ki bol nimetlerle gtdalanıp, yemeklerin her çeşidini yerler, elbiselerin her rengini giyerler ve ağızlarını eğip-bükerek konuşurlar. [İbn Adîy, Beyhâkî, İbn Asâkir'den]

Ömer (r.a) şöyle demiştir: 'Çene çatlatarak deve kükremesi gibi konuşmak şeytandandır'.

Amr b. Sa'd, babası Sa'd'a gelerek bir ihtiyacını istedi. Bu münasebetle ihtiyacını istemezden önce bir konuşma yaptı. Sa'd kendisine dedi ki: Ben Hiçbir zaman senin ihtiyacından bugün uzak olduğum kadar olmadım. Ben Hz. Peygamber'in şöyle dediğimi duydum: Öyle bir zaman gelecek ki sığırların dilleriyle ot geveledikleri gibi, kişiler de konuşmayı o şekilde geveleyeceklerdir. (İmam Ahmed)

Rivayet ediliyor ki, Hz. Îsâ'nın yanından bir domuz geçti. Hz. Îsâ domuza 'Selâmetle geç' dedi. Bunun üzerine Hz. Îsâ'ya 'Sen domuza nasıl böyle diyorsun?' dediler. Hz. Îsâ cevap olarak 'Dilimi kötü söze alıştırmak istemiyorum' dedi.

Ömer (r.a) şöyle demiştir: 'İyilik yapmak kolay bir şeydir. Çünkü güler yüzlülük ve yumuşak konuşmak da iyilik yapmaktır'.

Fahiş Konuşmak, Çirkin Sözler Sarfetmek

Fahiş konuşmak, başkasına sövmek dilin gevezeliğidir. Bu şekilde konuşmak kötü, şerdir ve yasaklanmıştır. Bunun kaynağı alçaklık ve kötü tabiatlı olmaktır.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Fahiş konuşmaktan sakının! Çünkü Allah Teâlâ ne fahiş (açık saçık, terbiyesiz) konuşmayı ve ne de başkasına işittirmek için fahiş konuşmaya zorlanmayı sevmez. [Nesâî]

Hz. Peygamber (s.a) Bedir'de öldürülen inkârcılara küfretmeyi yasaklayıp şöyle demiştir:

Onlara sövmeyin! Çünkü söylediklerinizden onlara herhangi bir şey gitmez. Fakat dirileri (onların akrabalarını) üzmüş olursunuz. İyi bilin ki fahiş ve kötü konuşmak alçaklıktır. [İbn Ebî dünya]

İnançlı bir kimse dedikodu yapmaz, lânet etmez, fâhiş konuşmaz, hakaret etmez ve gevezelik yapmaz. [Tirmizî]

Cennet; fahiş ve çirkin konuşanlara haramdır. [İbn Ebî dünya, Ebu Nuaym]

Dört kimsenin cehennemde çektikleri azaptan cehennemlikler bile üzülürler. Hamîm ile Cahîm arasında koşar dururlar. 'Vay halimize, helâk olduk' derler. Bunlardan birinin ağzından kan ve irin akar. Ona denir ki: 'Şu uzaktaki kişinin durumu nedir ki bizim içinde bulunduğumuz azaba rağmen bizi rahatsız ediyor?' O da cevap olarak 'O kişi dünyada iken çirkin ve habis, fahiş olan her sözü dinler, cinsî ilişkiden zevk aldığı gibi, o sözlerden zevk alırdı' [İbn Ebî dünya] (Diğer sınıflar zikredilmemiştir). Bu hüküm yani ağzından kan ve irin aktığı halde haşrolunacak kimseler arasında Allah'ın emir buyurduğu gerçekleri iletenleri hiçe sayıp duran inkârcılar için de geçerlidir.

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ, fahiş konuşan, fahiş konuşmak için kendini zorlayan ve çarşılarda bağıran bir kimseyi sevmez. [İbn Ebî dünya]

Sa'd b. Ebî Vakkas'ın kardeşi Câbir b. Semure şöyle demiştir. Ben Hz. Peygamberin yanında oturuyordum, babam da önümdeydi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Fahiş konuşmanın ve karşılıklı fâhiş hareketlerde bulunmanın İslâmda yeri olmaz. İnsanların İslâm yönünden en güzelleri, ahlâkı en güzel olanlarıdır. [Ahmed, İbn Ebî dünya]

İbrahim b. Meysere şöyle demiştir: 'Kıyamet gününde, fâhiş konuşup gevezelik yapan bir kişi, köpek suretinde veya bir köpeğin içinde getirilip, haşrolunur'.

Kadınlardan kinaye yollu bahsetmek, âdetten güzel sayılır. Bu bakımdan 'Benim karım şöyle dedi' denilmemelidir. 'Odada veya perdenin arkasında şöyle denildi veya çocukların annesi şöyle dedi' denilmelidir. Çünkü bu sözlerde incelik göstermek güzeldir. Buralarda açık konuşmak fâhiş konuşmaya sevkeder. Kendinde alaca hastalığı, kellik, basur gibi bir takım zahiri ayıplar bulunan ve o ayıplardan utanan bir kimseye hitap etmek de böyledir. Bu bakımdan onun o ayıplarının açıkça söylenmesi doğru değildir. 'Şikayet ettiği hastalık' ve benzeri sözler kullanılmalıdır. Bu bakımdan bu hastalıkları açıkça belirtmek, fâhiş konuşmaya dahildir. Bütün bunlar dilin âfetlerindendir, kötülenmiştir.

Alâ b. Hârun şöyle demiştir: 'Ömer b. Abdülaziz konuşmasında çirkin kelimelerden çok sakınırdı. Koltuğunun altında bir çıban çıktı. Ona gittik 'Yara nerende?' diye sorduk. O da 'Koltuğumun altında çıktı' demeye utandığı için 'Elimin içinde çıktı' dedi.

İnsanı fâhiş konuşmaya teşvik eden iki sebep vardır. Ya muhataba eziyet vermek kastıdır veya alçak ve kötü, şer işler işleyen kimselerle beraber bulunmaktan elde edilen kötü alışkanlıktır.

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Allah'tan korkun! Eğer bir kimse sizdeki bir kusurla sizi kınarsa, siz de onda bulunan bir kusurla kınamayın! Bu takdirde o kimsenin günahı ona yazılır, sevabı da sizin olur. Sakın Hiçbir şeye küfretmeyin![Ahmed, Taberânî]

Ashabdan İyad b. Himar Hz. Peygambere 'Benim kavmimden bir kişi, şeref bakımından benden eksik olduğu halde bana küfrederse, ben de ondan intikam alırsam bir zararım var mıdır? Diye sorar. Hz. Peygamber şöyle cevap verir:

Sövüşen iki kişi, şeytan gibidir. Onlar köpek gibi hırlaşır, yalan söyler ve ayrılırlar. [Tayâlisî,Ebu Dâvud]

Birbirlerine küfreden iki kişinin küfürlerinin mesuliyeti onlardan ilk başlayana aittir. Ta ki zâlimin dediklerinden fazlasını mazlum söyleyinceye kadar...[[Müslîm]

Anne ve babasına küfreden bir kimse mel'undur! Kişinin anne ve babasına küfretmesi, büyük günahların en büyüğüdür!

Ashab 'Ey Allah'ın resûlü! Kişi nasıl anne ve babasına küfreder?' deyince, Hz. Peygamber 'Karşıdaki kişinin babasına küfreder. O da onun babasına küfreder. Dolayısıyla babasına küfretmiş olur! Dedi. [İmam Ahmed, Ebu Ya'la, Taberânî]

Bir kimse hakkında beddua etmek de mesuliyet bakımından lânete yakındır. Hattâ zâlimin hakkında beddua etmek bile böyledir. İnsanın meselâ 'Allah ona sıhhat vermesin', 'Allah ona selâmet vermesin' demesi ve benzeri sözler gibi... Çünkü böyle söylemek kötüdür. Nitekim haberde şöyle haber verilmiştir:

Mazlum bir kimse muhakkak zâlimin zulmüne karşılık verecek kadar beddua eder. Sonra Kıyamet gününde zâlimin hakkı onun yanında fazla bile kalır. [Tirmizî, Aişe (r.a)'den bir benzerini]


Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller