Türkçe Kur'an Ve Kavramları
"Bu Kur'an; O'na ancak temiz olanlar el sürer.

Kuran Gerçeği

10/1/2009 - İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

ALLAH’IN ELÇİLERİNİN KARŞILAŞTIKLARI OLUMSUZLUKLARALLAH’IN ELÇİLERİNİN KARŞILAŞTIKLARI OLUMSUZLUKLAR


İnanan ve iyi işler işleyenler cennetlere girecekler ve ebedi olarak orada kalacaklardır.

İş ne demektir? Sözlükteki manası:


1. Çalışarak yapılan şey, çalışma, amel, sây, mesaî.

2. Karşılığında, ücret, maaş veya başka bir şekilde para alınan çalışma.

3. İktisadî faaliyet.

4. Bir kuruluşta bir şahsın görevi, vazife.

5. Meslek, sanat.

6. Alışveriş.

7.Ticarî ve sınaî faaliyet.

8. Hizmet, çalışma icap ettiren hal.

9. Mesele.

10. Şüphe uyandıracak hal: Bu işin içinde başka bir iş var.

11. Hâdise, olay: Bu ne iştir!

12. Yapılmakta olan veya yapılacak şey.

13. Fayda, menfaat.

14. Emek, işçilik.

15. Neticelendirilmesi gereken şey, mesele, sorun:İşimizi yaptıramadık halâ sürüncemede,aşamada.

16. Önemli mesele, yapılması gereken şey. Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış-Fâzıl.

17. Hâcet.

18. Keyfiyet.

19. Meşguliyet.

20. Maslahat.

22. Hareket, davranış.

23. Hâl, durum, husus.

24. Şey: Bu nasıl iş?

25. Eser: Âyinesi iştir kişinin.

26. (fiz.) Bir kuvvetin uygulandığı yere tesiri.

27. (argoda) Hile, dalavere.

28. (eski dilde) cenk, savaş.

Allahü Teâlâ Kur'an'da ''Kadın ve erkeklere çalışmalarından bir pay vardır'' buyurmaktadır.

Çalışmak :Bir iş meydana getirmek için zihnî ve bedenî güç sarf etmek, gayret etmek, uğraşmak.

İslâm nizamı dengeli bir nizamdır. İnsanı iki âlem için hazırlamaktadır. Bunlardan biri ölümden sonraki yaşamın gerçekleşeceği (ahiret hayatı), diğeri dünya hayatıdır. İlk olarak insanın kalbini doğrudan ebedî hayatın devam edeceği ahirete bağlayıp yalnızca Allah'a tapmağa yönlendirirken; diğer taraftan bu dünya hayatının nimetlerinden de payını almasını engellemez. Hatta bunu teşvîk eder ve ubûdiyetin diğer yüzü olarak insanlara benimsetir. İslâm, insanı ilâhi sorumluluklarla yükümlü kıldıktan sonra hayatı yok edecek ve ihmale uğratacak aşırı çekingenlikten alıkoyarak dünya nimetlerinden faydalanmaya teşvîk eder.

Gerçekten de Allahü Teâlâ, hayatın güzelliklerini insanlar ondan faydalansın ve yeryüzünde çalışarak onu elde edip hayatın gelişmesini ve ilerlemesini sağlasınlar; böylelikle insanoğlunun yeryüzündeki halifelik görevi yerine gelsin diye yaratmıştır. Ancak bu nimetleri elde etmek için çalışmak emredilmiş ve asıl gaye olarak yine ahireti elde etmek gösterilmiştir. Yani hedef dünya için çalışmak değil; dünyada da ahiret için çalışmak olmalıdır. Aklını kullanan bir insan için bu, en geçerli gayedir. Bu ebedî rahatlığa ve refaha kavuşma gayesidir. Bu gayeye ulaşmak için çalışmak emir (farz)dır.

Geçimini sağlamak için çalışıp helâlinden kazanma farzdır. Hz. Peygamber (s.a.s.): "Geçim için çalışıp helâlinden kazanma farzdır." (Keşfu'l-Hafa, II, 46)

Helal rızık temini için çalışma Allah yolunda savaşmak gibidir” (Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 4/6)  buyurmaktadır. buyurmuştur.

Kur'ân-ı Kerîm insandaki üretici ve değiştirici güce, yani emeğe büyük bir değer verir: Buna göre insanın kâinat içerisindeki yerini önce onun imanı ve imanı ile birlikte iş ve emeği tayin eder. Kişinin sorumluluğunu gerçekleştiren de onun değerini tayin eden de emek, iştir: Kur'an'da İnanan ve iyi işler işleyenler cennetlere girecekler ve ebedi olarak orada kalacaklardır. "O gün, Kıyamet; herkese kazandıklarının karşılığı verilecektir'' buyrulur.

Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sizin en iyiniz kimdir biliyor musunuz? Dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terk etmeyendir. Çünkü böyle bir kimse her ikisini de kazanır, başkasına muhtaç olmaz” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I, 393) hadisiyle çalışmada bu dengeyi kurmayı tavsiye etmiştir.

Bu konuda Kur'an'da şöyle buyrulur: 'Davud'a zırh yapmasını öğrettik. (Dünya işi) ve yine Kur'an'da şöyle buyrulmaktadır: ''Dâvud; dağlar ve kuşlarla Rabbini tespih ederdi'' (ahiret işi)

İslâm'da kazancın en muhterem olanı el emeğinin mahsulü olandır. Zira Rasûlullah (s.a.s.): "Kişi kendi elinin emeğinden daha temiz bir kazanç elde etmemiştir. " (İbn Mâce, Ticârât, I) ve "Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir. Allah'ın peygamberi Davut (a.s.)da elinin emeğinden yerdi. " (Buhârî, Büyu, 15) buyurmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.s.), çalışmayı ve bununla kişiye muhtaç olanları geçindirmeyi, Allah yolunda savaşmak veya gündüzün oruç tutmak, geceleyin de namaz kılmak ile eş değer tutmuştur. (Buhari, Nefekât, 1)

Çalışmak ve emek sarf etmek, sadece kişisel yahut ailevî ihtiyaçları gidermeye yönelik bir gayret ve mesai değil; aynı zamanda toplumsal üretimi ve refahı artıran mühim bir unsurdur. İnsanlara fayda sağlayan herhangi bir işte çalışan kimse, aynı zamanda toplum için de çalışmaktadır. Bu görev ihmal edildiğinde toplum için zararlı sonuçlar doğacağından, Allah huzurunda bütün toplum sorumlu olur. Bunun için İslâm cemiyeti ve İslâm devleti, her türlü işin erbabını yetiştirmekle yükümlüdür.

Bir Müslümanın, yani (Allah'a ve onun ayetlerine inanmış, emirlerine boyun eğmiş, teslim olmuş, yasaklarından kaçınmış bir kimsenin)kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseleri geçindirmeye, borçlarını ödemeye yetecek kadar helâlinden kazanması farzdır, emirdir.

Yoksullara yardım, gariplere, iyilik için yeterli miktardan fazla kazanmak İslâm'ın övdüğü, güzel gördüğü bir şeydir. Böyle bir kazanç nafile ibadetten daha faziletlidir. Çünkü bunun faydası toplumun bütün bireyleri içindir.

Lükse ve ihtişamâ kaçmamak, her işte orta yolu tutmak şartıyla huzur içinde yaşamak, rahat etmek ve fazlasını Allah yolunda hak sahiplerine vermek, bağışlamak için daha fazla kazanmak mübahtır, iyiliktir.

Halka gösteriş yapmak, kendini onların üstünde görmek, lüks içinde yaşamak için yapılan çalışma helâl yollardan bile yapılsa, bu yolla elde edilen kazanç haramdır. İnsanlara karşı servetiyle, mevkisi ile gururlanan, kibirlenen kimseler, dünya ve âhirette ağır sorumluluk altındadırlar.

İslâm, Allah'ın insanlara verdiği malı normal yollarla harcamalarını yasaklamaz. Fakat her işte orta yol üzere ve iyilikle davranmalarını emreder. Hepsinden önce de kendilerine o nimeti veren, çalışma gücü yaratan Allah'ı gözetmelerini, yarışırcasına O'na koşmalarını, âhireti göz önünde bulundurarak Huzur-u İlâhide hesaba çekileceklerini düşünmelerini sağlar.

İslâm, kendisine çalışıp mal kazanan kimseyi takdir eder. Bu malın Allah tarafından çalışmasının karşılığı olarak çalışana verildiğini bilmelerini insanlara telkin edip, o malı veren gerçek nimet sahibini ve onun verdiği nimeti unutan, bu yüzden şükretmesini bilmeyen azgın ve şımarık kimseler gibi olunmaması konusunda da ikazlarda bulunur:

''İşler dönüp Allah'a varır'', ''Zâlimlerin işleri boşa çevrilir'', " Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu gözet. Dünyadaki nasibini de unutma.

Bilindiği gibi, zenginlerin malında yoksulların hakkı vardır. Böylece mal, zenginlerin elinde toplanıp birikerek bir güç haline gelmemelidir. Eğer çalışıp kazanılan maldan ihtiyaç sahipleri gözetilmez ise, yeryüzünde bozgunculuk ortaya çıkar, buna da mal sahipleri sebep olmuş olur. Çevrelerinde ihtiyaç sahipleri bulunurken, zenginler mal biriktirirlerse herkesin huzuru kaçar ve hayatın çeşitli sahalarında fesat başlar.

En güzel ve en helâl kazanç, Allah yolundaki savaşta elde edilen ganimettir. Müslümanlar, gerektiğinde İslâm için cihat etmek zorundadırlar. Bu cihadın alanı, gereğine göre genişler, eli silâh tutan Müslümanların bir kısmına, yetmezse hepsine yönelik bir farz olur.

Cihat sonucunda müslümanların galip gelip ganimet malları elde etmeleri en faziletli bir kazançtır. Bu mallar devlet tarafından mücahitler arasında bölüştürülür. Bu malları mücahidlerin kendileri alarak devlete teslim etmeleri, düzensizlik doğuracağı ve diğer mücahidlerin ve devletin haklarına muhalif olduğu için helâl değildir.

Cihat yoluyla kazanç en faziletli olmasına rağmen, genellikle toplumun her kesimini kapsamayan geçici bir kazanç yoludur. Temel ekonomik faaliyetler ve kazanç-geçim yolları; ticaret, ziraat ve sanayidir.

Allah yolunda savaştan sonra en faziletti kazanç yolu olarak ticaret, başka bir görüşe göre ziraat kabul edilmiştir. Ticaret, refahı ve gelişmeyi sağlar. Fakat ticaret çok sorumluluğu olan ve haramlara düşme ihtimalinin fazla olduğu bir meslektir. Bunun için çok dikkatli olmak gerekir. Bu zorluğa rağmen ticaret yoluyla helâl kazanç elde etme çok faziletlidir. Bunun için Hz. Peygamber: "Doğru tüccar kıyamet gününde Allah'ın arşının gölgesindedir. " ve "Doğru, emin bir tacir peygamberler, sıddıklar, şehitlerle birlikte cennete girer. " (Keşfu'l-Hafa, I, 294) buyurmuştur.

İslâm'da ziraat da mühim bir kazanç yoludur. Zira ziraat, temel ihtiyaçları gideren bir ekonomik faaliyettir. İnsanın beslenme ve giyinme ihtiyaçları, öncelikle ziraî üretimle karşılanır. Toprağın verimini artan ihtiyaçlara göre yükseltmek, bunun için teknik ilerlemeleri ziraate tatbik etmek İslâm devletinin görevlerindendir.

Hz. Peygamber bir hadisinde zirai faaliyetleri teşvik etmiştir: "Rızkınızı yerin derinliklerinde arayınız. " (Keşfu'l-Hafa, I, 138) Bu emir aynı zamanda madenciliği de teşvik etmektedir.

İslâm'da sanat, zanaat ve sanayi makbul bir kazanç yoludur. Bu faaliyetler toplum için faydalı üretîmlerde bulunurlar. Özellikle savunmanın güçlenmesi sanayi in güçlenmesine bağlıdır. Bu, günümüzde daha çok önem kazanmıştır.

İslâm'ın en çok muteber gördüğü kazanç yolları bunlardır. Hiç şüphesiz bu kazanç yollarının önem dereceleri zamana ve ihtiyaçlara göre değişebilir.

İslâm'da çalışmadan, dilenerek geçinmek yasaktır. Çalışabilecek durumda olan kimsenin dilenmesi haramdır. En kötü şartlar altında dahi çalışma, başkalarına yük olmaktan üstündür: "Kişinin sırtında odun taşıyarak geçimini sağlaması, versin veya vermesin birisinden bir şey istemekten daha hayırlıdır. " (Buharî, Büyu 15) hadisi buna işaret eder.

"Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir" (Buhârî, III, 9.)

Birisinden bir şey istemek ancak üç durumda helâl kabul edilmiştir.

a) Çok yoksul olması.

b) Borçlunun borcunu ödemekte çaresiz kalması,

c) Kan diyeti borcunun ödenememesi,(Müslim, Zekât, 109; Ebû Dâvûd, Zekât, 26).

Çok yoksul olmaktan kasıt, bir günlük nafakası olmamaktır. Zira bir günlük nafakası olanın dilenmesi helâl değildir. Çalışmaktan aciz olan kişinin kimseden bir şey istemediğinden dolayı açlıktan ölmesi, onu sorumlu kılar. Böyle bir halde dilenmek zillet sayılmaz. Zillet, böyle yoksulları arayıp soruşturmayan toplum içindir. Böyle bir yoksulun durumunu öğrenen herhangi bir Müslümanın onu yedirmesi, içirmesi, giydirmesi, (seyahatini dahi gerçekleştirmesi) farzdır. Bu görev yerine getirilmezse bu hale vâkıf olan Müslümanlar toptan sorumlu ve günahkâr olurlar.

Şâmil İA

Hz. Peygamber paranın piyasaya arzı konusu üzerinde durmuştur. O bu hususta şöyle buyurur: "Kim bir akar veya ev satıp da parasını onun benzeri bir şeye yatırmazsa, onun bereketini görmemeye müstehak olmuştur".[İbn Mâce, II, 832.] Ticareti teşvik etmiş, ticaret ortaklıkları kurmuştur. Ticareti teşvikle ilgili şu sözü çok meşhurdur: "Rızkın onda dokuzu ticarette, onda biri ise sürüdedir".[Münâvî, Feyzülkadîr, III, 244-245.] Bu sözüyle Hz. Peygamber ticaretin bir millet için ne derece önemli olduğunu dile getirmiştir. Bir devletin ekonomisinde iç ve dış ticaretin büyük önemi vardır. Hz. Peygamber ticareti teşvik etmek suretiyle, aynı zamanda medenî bir hayat tarzını da teşvik etmiştir. Çünkü ticaret, yerleşik bir hayat tarzının oluşmasına ve imar faaliyetlerinin gelişmesine vesile olmaktadır. Hz. Peygamber'in en yakın arkadaşları ticaretle uğraşıyorlardı. Sözgelimi dört halife birer tüccar idiler. Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamber'in vefatından bir yıl önce ticaret amacıyla Busrâ'ya gitmişti.[İbn Hanbel, VI, 316.] Hz. Peygamber ticaretin yanında ziraati de teşvik etmiştir. Ağaç dikmeye teşvik ettiği hadisler, aynı zamanda ziraati teşvik olarak değerlendirilmelidir.

Hz. Peygamber her meslek erbâbı ile, mesleği üzerinde konuşur, ona mesleğine olan ilgisini ve sevgisini artırıcı hususları, mesleği ile ilgili uyulacak kuralları ve hükümleri söylerdi. Hz. Peygamber küçük sanatlara da önem vermiştir. Onun zamanında yaygın olan meslekler arasında manifaturacılık, attarlık, demircilik, tartıcılık, sarraflık, eczacılık, terzilik ve kuyumculuk sayılabilir.

Hz. Peygamber Câhiliye toplumunda yaygın olan ve aldanmaya, haksızlığa ve sömürüye yol açan alış veriş türlerini yasaklamıştır. Satım akdini (bey') Kur'an-ı Kerim'in ilgili ayetleri istikametinde düzenlemiştir. Satılan malın seçiminde emrivâkiye yol açan, aldanma riski ve belirsizlik taşıyan davranış ve şekillerle yapılan satım akitlerini yasaklamıştır. Hadis literatüründe Hz. Peygamber'in bu konudaki uygulamalarını ve sözlerini içeren özel bölümler (büyû') mevcuttur.

Hz. Peygamber ticârî bir malı pahalanması gayesiyle stoklayıp piyasaya arzını geciktirmeyi (ihtikâr) yasaklamıştır. Çünkü bu, fiyatların sun'î bir şekilde yükselmesine ve normal piyasa seviyesinin üstüne çıkmasına yol açmaktadır. Özellikle temel ihtiyaç maddeleri söz konusu olduğunda bu tutum toplumun zarar görmesine sebep olmakta ve uzun müddet devamı halinde toplumsal bunalımlara yol açmaktadır. Hz. Peygamber, malı çok pahalı satmak için bekleten kimseyi kötülemiştir.[İbn Mâce, II, 728-729]

Hz. Peygamber, mallarını ucuza kapatmak maksadıyla köylüyü, üreticiyi ve ihracatçıyı şehir dışında karşılamayı yasaklamıştır.[Buhârî, III, 27.] O dönemde şehirli sermaye sahipleri piyasa fiyatlarından habersiz yabancı ticaret kervanlarını yolda karşılayarak, getirdikleri malları toptan ucuza kapatmak suretiyle stoklayıp yüksek fiyatla satarlardı. Üreticinin ve satıcının bazı uyanık sermayedarlar tarafından bu şekilde aldatılmasını önlemek maksadıyla Hz. Peygamber bunu yasaklamış ve bu yasağı uygulamak üzere görevliler tayin etmiştir. Şayet Hz. Peygamber bu önleme başvurmasaydı üretici emeğinin karşılığını alamaz ve üreticinin alın teri boşa gitmiş olurdu. Diğer yönden sermaye sahipleri haksız kazanç elde etmiş olurlardı.

Hz. Peygamber kâr sınırlamasına gitmemiş, fiyatların serbest rekabet piyasasında arz ve talep dengesine göre oluşması ilkesini benimsemiştir. Kâr'ın tabîî ve ahlâkî şartlara bağlı olarak ayarlanmasını öngörmüştür. Buna rağmen, bir kimse malını pazarın ve günün fiyatından fazlaya satarsa bu kişinin hile, aldatma yapmış olacağını bildirmiştir.

Hz. Peygamber hilenin haram, kötü ve yanlış bir davranış olduğunu, dünyada ve ahirette sorumluluğa neden olduğunu bildirmiştir. Bu meyanda "Bizi aldatan bizden değildir"[Müslim, I, 99.] buyrulmuştur. Alış verişlerde tüccara doğruluğu telkin etmiş, doğru davranan ticaret erbabının peygamberlerle, şehitlerle, sıddıklarla birlikte haşrolunacağını haber verilmştir.[Tirmizî, III, 514-516.] Alış verişte kolaylık gösteren kimselere dua etmiştir.[Buhârî, III, 9.] Hz. Peygamber, gelir elde ederken başvurulmaması gereken usullerle, harcama yaparken dikkat edilmesi gereken prensipleri ana hatlarıyla açıklamıştır. Sözgelimi, gayr-ı meşrû kazanç yollarından hırsızlık, gasp, haksız ve bâtıl yollarla gelir sağlamayı yasaklamıştır. Helal olan ticarette de haksızlığı önlemek için ölçü ve tartıda hile yapılmamasını emretmiştir. Harcamalarda da orta yolun izlenmesini istemiş, israf ve cimriliği hoş görmemiştir.

Hz. Peygamber tüketicinin korunması için gerekli tedbirleri almıştır. Mesela bu amaçla kalite kontrolü üzerinde durmuştur. Çürük ve bozuk mal satmayı, kalitesiz malı kaliteli malla karıştırmayı yasaklamıştır. Islak mahsulü altta saklayan satıcıyı kınamıştır. Kusurlu malı, kusurunu söylemeden satmanın helal olmayacağını söylemiştir. Fiyat kızıştırmayı yasaklamıştır. Ölçü ve tartı konusunda denetim getirmiştir. Piyasada bulunan birbirinden farklı ölçek ve tartılar arasında birliğin sağlanması için standart belirlemiş ve "Tartı Mekke ehlinin tartısıdır, ölçek ise Medine ehlinin ölçeğidir" buyurmuştur.[Neseî, VII, 284; Ali Bardakoğlu, "Bey'", DİA, VI, 13-19.]

Hz. Peygamber'in işçi işveren ilişkilerine verdiği öneme gelince, o, İslâm öncesi Arap toplumunda yaygın olan ücretle iş yaptırma ve işçi çalıştırmaya toptan karşı çıkmamıştır. Ancak işçilere ağır iş yüklenmesi, ücretin geciktirilmesi, kaybolan malın haksız yere işçiye ödetilmesi gibi haksız uygulamaları yasaklamış, işçilere adaletli bir şekilde davranılmasını ve kardeş muamelesi yapılmasını emretmiş, bu prensipleri de hayatında uygulamıştır.[Kaynakça:Ali Bardakoğlu, "İslam Hukukunda İşçi İşveren Münasebeti", İslam'de Emek ve İşçi İşveren Münasebetleri, İstanbul 1986, s. 179; Kur'an ve Sünnette işçi-işveren ilişkileri ve değerlendirmesi için bk. a.g.e., s. 177-188; Hüseyin Atay, İslam'da İşçi-İşveren İlişkileri, Ankara 1979.
Bu hususla ilgili sözlerinden birisi şöyledir: "İşçiye ücretini teri kurumadan veriniz".[İbn Mâce, II, 817.] Hz. Peygamber kıyamet gününde üç kişinin düşmanı olduğunu belirtmiş, bunlardan birisinin "İşçi çalıştırıp da ona ücretini vermeyen kimse" olduğunu söylemiştir.[Buhârî, III, 41.]

Resul-i Ekrem (s.a.s):

Allah Resulü (s.a.s) bir gün ashabıyla birlikte otururken, orada bulunan ve erkenden çalışmaya çıkan güçlü ve cüsseli bir genci gördü.

Ashab: "Yazık, dediler; keşke şu adam, gençlik ve gücünü Allah yolunda kullansaydı! " deyince, Allah Resulü şöyle buyurdu: "Böyle söylemeyin! :"Bu gencin çalışmasının birkaç sebebi olabilir. Eğer başkalarına muhtaç olmadan hayatını sürdürmek istiyorsa, bilin ki Allah yolunda hareket etmekte. Eğer annesi ve babası ya da çocuklarının geçimini sağlamak için çalışıyorsa, yine Allah yolunda çalışmaktadır. Fakat bu çalışmayla malına mal katıp yoksulları hor görmek istiyorsa, bilin ki şeytan yolunda ilerlemekte ve hak yolundan sapmıştır."Hz. Muhammed (s.a.s) in güzel sözleri sebebiyle genç hakkında haksız yargıda bulunan adam sözlerinden pişman oldu. İslam Peygamberi sözleri ardından namaz kılmak için hazırlık yapmaya başladı. Orada bulunanlardan birkaç kişi o gence yardım etmeye karar verdiler. Böylece çalışan genç de işini çabuk bitirerek, cemaat namazına katılabilecekti. Hz. Peygamber (s.a.s) de, bu hareketten hoşnut oldu ve herkes mutlu ve huzur içinde namaz kılmaya hazırlandı. Bilal'in güzel sesi, Medine'de yankılandı:Allah-u Ekber... Her yer mutluluk ve sevinçle doldu ve Hz. Muhammed'in (s.a.s) nuranî simasında, hoşnutluktan kaynaklanan bir gülümseme belirdi."El- Meheccet'ül-Beyza, C.3, S.140

Kim ki kazanmaz bu dünyada ekmek parası,

Dostunun yüz karası düşmanın maskarası”

ALLAH’IN ELÇİLERİNİN KARŞILAŞTIKLARI OLUMSUZLUKLARALLAH’IN ELÇİLERİNİN KARŞILAŞTIKLARI OLUMSUZLUKLARALLAH’IN ELÇİLERİNİN KARŞILAŞTIKLARI OLUMSUZLUKLARALLAH’IN ELÇİLERİNİN KARŞILAŞTIKLARI OLUMSUZLUKLAR
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dini bilgiler

Son Yazılarım

DE Kİ: HERKES KARAKTERİNE GÖRE DAVRANIR. BİZ DE DAVRANMADAYIZ.
DİLİN AFETLERİ
DİLİN ÂFETLERİ -2
DİLİN AFETLERİ -3
DİLİN AFETLERİ -4
BİR AYET - BİR HADİS
KABİR AZÂBI
ÂDİL OLUN.ALLAH ADÂLETLE DAVRANANLARI SEVER
İYİ İŞ NE DEMEKTİR?

Bağlantılar
www.sole03.blogspot.com

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Allah Yoluna Davet Et!

Kategoriler

Arkadaşlarım

metekan
fildisikule



Create a Myspace LED Scroller