SURE’NİN ANLAMI


Kur’anın en az üç ayeti ihtiva eden bir özel kitap gibi özel ismi bulunan belirli kısımlarının her birine sure denilmiştir ki bunda başlıca iki benzetme yönü vardır. Çünkü sure lugatta iki manaya gelir. Birisi yüksek rütbe demektir.

Birisi de;’ büyük bir şehri kuşatan sur’ demektir. Kur’anda Sure kelimesi, içerik bakımından Kur’an kelimesindendir ve her Sure büyük bir suru bulunan sağlamlaştırılmış bir şehrin kapsamında ve önemine binaen birinci derecedeki konumları itibariyle özenle inşa edilmiş cadde ve sokaklardaki görkemli binalar ile ikinci planda ve derecede yer alan çeşitli sokak ve evlerin konumları gibi Vahyin de derece ve çeşitleri olması sebebiyle aralarında büyük bir benzeyiş vardır. Kur’an ahkamından bazıları vahyin kalite ve niteliği bakımından ve önemine binaen birinci derece ve planda yer alır. İkinci derece kapsamında yer alan vahiy ise çeşitlidir. Bu da, ilhami vahiy ile ya da diğer bir deyişle hads’i vahiy iledir.

Surenin çoğulu suver kelimesinden gelir. Tıpkı binanın katları gibi Kur’anın de sureleri bulunmaktadır. En başta Allah’a iman ile onun gereği olan ve diğer katlarda yer alan yetmiş küsur şube ile beraber bir bütün teşkil etmesi esasına dayanır..

”Hiçbir kutsal kitabın aslı, orijinali yeryüzünde bulunmamaktadır”. Bu bir gerçektir. Allah Teala elçi gönderdiği dönemlerde Kutsal Kitaplarını ancak hafızalarda kalan şekli ile dizayn edilmesini nasip etmektedir. Kuran ahkamı Allah’ın emir ve yasaklarını içeren sure ve ayetler birinci dereceden vahiyle gelenlerdir. Bu kesindir. Hadis niteliğinde ikinci dereceden tam bir vahiy değil de vahye bir yönüyle benzer bir yönüyle benzemeyen vahyin alt derecesinde bulunan ve çeşitleri olan Allah’ın bir şekilde kuluna duyurduğu öğretilerdir. Peygamber efendimiz(sav) kendisinin Allah elçisi olduğunu duyurduğunda,bazıları onu bu davadan vaz geçirmek istediklerinde şöyle dedi:”Vallahi, Güneşi sağ elime,Ay’ı sol elime verseler yine de vazgeçmem.”Peygamber efendimizin:”Şu gördüğünüz tepenin ardından düşman askerleri geliyor desem bana inanır mısınız?”sorusu Allah’ın,onun kalbine ilka ettiği duyumlardır,hads'i yani ilhamla vahiy arası ikinci dereceden söylemlerdir. Zaten,.Aişe(r.a) validemiz Muhammet (s.a.v) efendimiz hakkında şöyle demiştir.:”O, kendiliğinden bir söz söylemez.”
İlham vahyin alt şubesidir. nitekim vahiy gaybi durumun açıkça, ilham ise örtülü bir biçimde ortaya konulma olayıdır. Vahiyden hasıl olan ilme ledünni ilim denir. Ledünni ilim, elde edilmesi bakımından nefisle Bari (c.c.) arasında hiçbir vasıtanın olmadığı ilimdir. Bu ilim; saf, temiz ve diğer şeylerden uzak, ince kalplere gayb kandilinden gelen ışık gibidir. Fakat vahiy ile arasındaki fark şöyle izah edilebilir. Vahiy: külli akıl, ilham külli nefs olarak düşünülürse külli akıl Bari Teala için külli nefisten daha şerefli, daha kamil, daha kuvvetli, daha yakın saf ve cevherdir. Vahiy enbiyanın süsü, ilham evliyanın ziynetidir. Vahiy ilmine gelince, nefis nasıl akıldan daha aşağı mertebede ise, veli de nebiye göre öyledir. Aynı şekilde ilham da vahiyden daha aşağıda yer alır. Nebiler de ilham alır. İlham ise vahye nispetle zayıftır, rüyaya nispetle kuvvetlidir.

<!-- @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } -->

KUR’ANDA MUHKEM VE MÜTEŞABİH Bu kelimeler bizzat Kur’anı Kerim’de zikredilmektedir. ‘Elif,Lam,Ra’ Bu kitap ayetleri kesinleştirilmiş (muhkem kılınmış) sonra da hakim ve her şeyden en iyi haberi olan Allah tarafından iyice açıklanmaktadır.(Hud.1) Bu ayette Kur’anın tamamının muhkem olduğu belirtildiği gibi, Zümer Suresinde ise Kur’an-ı Kerim’in bütününün müteşabih olduğu belirtilmektedir: ‘Allah sözünün en güzelini ahenkli, ikişerli bir kitap halinde indirmiştir.(Zümer 23) Burada Kur’anın müteşabih olduğu ifade edilmekte ise de doğrusunu Allah bilir demek te gerekebilir .Kur’an bütünüyle müteşabih değildir. Bire bir açıkça bildiriler de vardır. İmran Soyu Sure’sinde de, Kur’anın ayetlerinin bir kısmının muhkem, bir kısmının müteşabih olduğu ifade edilmektedir: Sana kitabı indiren O’dur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır (özüdür). Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve te’viline yeltenmek için müteşabih olanlara uyarlar. Oysa onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ‘Biz ona inandık hepsi Rabbimizin katındandır’ derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilir.(İmran soyu Suresi,7) Bu ifadelerde bir çelişki olduğu sanılabilir. İslam bilginlerinin çoğuna göre müteşabih ayetlerin te’vilini Allah’tan başka kimse bilemez. Buradan müteşabih ayetlerin te’vilini Allah’tan başka kimse bilemiyeceği yorumu çıkarılmıştır. Ancak ayette nokta konulan bölümün noktalanmayıp bazı bilginler; ‘Halbuki onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir ve kendilerine bilgi verilenlerle ilimde derinleşmiş olanlar bilir.’ şeklinde olduğunu ifade etmişlerdir. Kur’anda ‘Allah sözünde değişme olmaz.’Yani Adem’e ne emredildiyse Kıyamete kadar Kur’an ahkamı odur. Rağıp el-İsfahani (öl.502)’nin ifadesine göre; manasının anlaşılması bakımından müteşabih ayetler üç kısma ayrılır: Birinci kısımda anlamları bilinmesi imkansız olan ayetler yer alır. Kıyametin ne zaman kopacağına dair ayetler gibi... Bunu ancak Allah bilir. İkinci kısım müteşabih ayetler ise insanoğlunun anlayabileceği ayetlerdir. Kur’andaki ğarib lafızlar ve muğlak ifade ile bildirilen ‘Allah’ın ayetlerini değersiz şeylerle değişmeyin’.ilahi emri gibi ki bu ayetin anlamı hemen ve herkes tarafından kolay anlaşılmaz. Manasını ise ancak Allah’ın kendilerine kavrama kabiliyeti verdiği inanan ve ilimde derinleşmiş olan kimseler bilir. Bu konu; Kur’anın ruhunu bilen İmam Gazali (r.a)’ın yazmış olduğu Kalblerin keşfi kitabından anlaşılabilir. Allah’a içten inanıp,O’nun emrettiklerine uyup, yasaklarından ve haramlardan kaçmak, geçici dünya menfaatlerini elde etmek uğruna kendini sonsuz olarak cehenneme sürükleyecek kötü iş ve davranışlardan uzak yaşayıp,Allahü Teala’nın Kur’anda çizdiği sınırları aşmamaya azami dikkat ve titizlik göstermeli konunun ince hassas meseleleri için ise hüccetü’l- İslam, İmam Gazali’nin İhyau ‘ulumi’d-din adlı dört ciltlik eseri dikkate şayandır. Dini bildirileri düşünüp akletmek, ibret alarak yaşanan ve yaşanmış olan olaylardan dersler çıkarmak Allah’ın emr ve tavsiyelerindendir. Çünkü; İlahi rahmetten şeytanın uzaklaştırılması olayı,Adem’e secde edin emrini hiçe sayarak Allah’a asi gelmesi sebebiyledir. Bunun ardında yatan sebep ise kalbi afetlerden biri olan, kibirdir ve kulun kula olan kıskançlığı üstünlük taslamasıdır. Müteşabih ayetlerin kaynağında onu gönderen Zat-ı Bari’nin muradının gizliliği yatmaktadır. Binaenaleyh bu gizlilik bazen lafızda, bazen manada, bazen de her ikisinde birlikte olur.Hem lafız, hem de manada müteşabih ayetlerin anlaşılması için; ayetlerin hem lafızlarının, hem manalarının, tarihi, sosyal, ahlaki muhtevasını bilmek gerekir. Nitekim, nikah şartları, nikahla hanım almaya dair hükümlerden sonra Kur’anda üstü kapalı bir tarzda, nezaket dairesinde vahyedilmiştir ki;‘Evlerinize arkalarından girmeyin, kapılarından girin. Kadınlar sizin tarlalarınızdır, onlara dilediğiniz gibi girin.’Bakara Suresi’ndeki bu ayetin manasını onsekiz,ondokuz yaşındaki genç bir kız bile anlayabilir.Bu bağlamda İmran Soyu Suresinde: Meryem’e kutsal ruh görünerek ona bir oğul müjdelediğinde, bu meselelere aklı eren bir genç kız olarak dedi ki;’Bana bir erkek eli bile değmedi, benim nasıl bir çocuğum olabilir.?’ Üçüncüsü ise her iki şeklin arasında yer alanlardır, bunu da ancak ilimde derinleşmiş olanlar bilebilirler.Buna bir örnek olarak denilebilir ki; Malik mezhebinin kurucusu İmam Malik’in (ra), Kur’an surelerinin başına’ Besmele’ yazılmaz .sözünün gerçeğin ta kendisi olmasıdır.’ Kur’an okurken taşlanmış şeytanın şerrinden Allah’a sığının’ilhami vahyi vardır. Kur’an, Allah sözü olması dolayısıyle kutsaldır ve onun muhtevası vahyler kaynağındandır. Yüce Allah’ın bildirdiği gibi ‘şeytanlar vahiy almaktan ve vermekten azledilmişlerdir.’ Yüce Allah tarafından Kur’an’ın bir benzeri Yüce Allah tarafından İstanbul’da 1972 yılının Şubat ayından itibaren Üsküdar-Salacak’ta Türk diliyle de vahyedilmiştir. Maun suresi hariç diğer sureler ve ayetlerin tamamı Türkçedir. Sure isimlerinin hemen ardından vahyedilen Elif, Lam, Mim- Elif,Lam,Ra- Ayın, Kaf, Sin- Ha, Mim- Elif,Lam,Mim,Sad Arapça olarak.birinci dereceden vahylerdendir. Bu harflerin manaları kesin olarak bilinmemektedir Doğu tefsircileri gelecek olaylara bir işarettir demişler. Bazıları ebced hesabile 71 sayısını yıl olarak düşünmüşler.Bazıları Bismillahirrahmanirrahim kelimesinin harfleri toplamı 19 demişlerdir. ’Bismillahirrahmanirrahim’ve Allah’ın doksan dokuz güzel isimleri ilhami vahiyle bildirilmiş bulunmaktadır. Bazı bilim çevrelerince gökyüzünde kara delikler olduğu ortaya atılmış, bunu işiten etki ve yetkili bazı kimseler ‘Kaybolan yıldızların yerine andolsun ki.,’ayetini bu olaya isnad ettiler. Oysa gökyüzündeki kara deliklerin varlığı görüşünü ilk ortaya atan şahıs, sonradan bu teorinin yanlış olduğunu yine bizzat kendisi kamuoyu açıklaması yaparak düzeltme yoluna gitmiştir. Zaten Allahü Teala Kur’an’da,tam vahiy ile muhkem ayetlerden biri olarak vahyedilen ve gökyüzünde hiçbir çatlak bulunmadığına dair şöyle buyurmaktadır;’Gökyüzünde bir çatlak görebilir misin? Gözlerini çevir de bir bak. Sonra bir kere daha, bir daha bak. Gözlerin aradığını bulamaz ve o, yorgun olarak sana geri döner.’ Adem'in bel kemiğinin birinden Havva'yı yarattık. Hepiniz tek bir candan türediniz. Ayeti birinci dereceden olandır. Fırlayan sudan, belden, kaburgadan ikinci dereceden olan hadis vahyidir ALLAH’IN ELÇİLERİNİN KARŞILAŞTIKLARI OLUMSUZLUKLAR Dava daima şu olmakta... Ortada yeni bir vahiy ve bunu tebliğe memur bir Allah elçisi vardır. Putçuluklarıyla bağdaşmayan elçiyi halk arasında gözden düşürmek için mücadele etmeleri, savaşmaları lazımdı. İşte bu nedenledir ki elçi ve onun bildirdiği Kur’an hakkında her türlü yalan ve iftira, ile beraber Allah elçisinin ruhuna işkence yapmak, kalbini sızlatmak zihnini bozmak istiyorlar bu sebeple de hile ve düzen mekanizmasını işletiyorlardı. Oysa Allah elçiliği bir vahiy eseridir Sabit ve doğru yolu yüce bir gayesi vardır. Elçilik, bütün varlığa hakim olan Allah’ın sabit ve değişmez kanununa tabidir. Şunun bunun keyfi için renk ve şekil değiştirmez, hak yoldan şaşmaz
KUR’ANDA MUHKEM VE MÜTEŞABİH

Bu kelimeler bizzat Kur’an-ı Kerim’de zikr edilmektedir”Elif,Lam,Ra”Bu kitap ayetleri kesinleştirilmiş (muhkem kılınmış) sonra da Hakim ve Habir (her şeyden en iyi haberi olan) Allah tarafından iyice açıklanmaktadır (Hud,1) Bu ayette Kur’anın tamamının muhkem olduğu belirtildiği gibi, Zumer Suresinde ise Kur’an ı Kerimin bütününün müteşabih olduğu belirtilmektedir:”Allah sözün en güzelini ahenkli, ikişerli bir kitap halinde indirmiştir, (Zumer,23) Burada Kur’anın müteşabih olduğu ifade edilmektedir.
İmran Soyu Suresinde de, Kur’anın ayetlerinin bir kısmının muhkem, bir kısmının müteşabih olduğu ifade edilmektedir: ”Sana kitabı indiren O’dur. O’nun bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır (özüdür). Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve Te’viline yeltenmek için müteşabih olanlara uyarlar. Oysa onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar”Biz ona inandık hepsi Rabbimizin katındandır”derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilir (Al-i İmran,7)
Bu ifadelerde bir çelişki olduğu sanılabilir. İslam bilginlerinin çoğuna göre müteşabih ayetlerin Te’vilini Allah’tan başka kimse bilemez. Burada müteşabih ayetlerin Te’vilinin Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği yorumu çıkarılmıştır. Ancak ayette nokta konulan bölümün noktalanmayıp bazı bilginler;”Halbuki onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir ve kendilerine bilgi verilenlerle ile ilimde derinleşmiş olanlar bilir.”şeklinde olduğunu ifade etmişlerdir.
Rağıp el-İsfahani(öl.502)’nin ifadesine göre;manasının anlaşılması bakımından müteşabih ayetler üç kısıma ayrılır:Birinci kısımda anlamları bilinmesi imkansız olan ayetler yer alır. Kıyametin ne zaman kopacağına dair ayetler gibi. Bunu ancak Allah bilir....
İkinci kısım ise insanoğlunun anlayabileceği ayetlerdir. Kur’andaki ğarip lafızlar ve muğlak ifadeler gibi 'Allah’ın ayetlerini değersiz şeylerle değişmeyin' emridir ki; burada dünya menfaatleri için haddi aşmamak, Allah’ın çizdiği sınırlara riayet etmek, kalbini Allah’a bağlamak, O’na yönelmek O’nun davetine uymak.
Üçüncüsü ise her iki şeklin arasında yer alanlardır, bunu da ancak ilimde derinleşmiş olanlar bilebilirler. Malik mezhebinin kurucusu İmam Malik’in Kur’an surelerinin başına besmele yazılmaz sözü doğrudur. Ancak 'Kur’an okurken taşlanmış şeytanın şerrinden Allah’a sığının' emri vardır. Müteşabih ayetlerin kaynağında onu gönderen Zat-ı Bari’nin muradının gizliliği yatmaktadır. Binaenaleyh bu gizlilik bazen lafızda bazen manada bazen de her ikisinde birlikte olur.
Müteşabih oluşun sadece manada oluşu dikkate alınırsa; Allah’ın sıfatları, kıyamet halleri, cennet nimetleri, cehennem azabı gibi konular manen müteşabih konular içerisine girer çünkü insan aklı ile Allah’ın sıfatlarının hakikatini ve saydığımız diğer konuları açıklayamaz. Zira insanda bunlara örnek teşkil edecek cinsten benzer bir mekanizma yoktur. Müteşabih sıfatlar konusunda İslam bilginleri iki ayrı görüşe sahiptirler:

Selef Mezhebi:Allah’ın sıfatlarının müteşabih olduğu görülürse de, bu sıfatların Allah’a isnadı muhaldir. Bunların anlamlarının belirlenmesi Allah’a havale edilmiştir. Bunlara sadece inanmak yeterlidir.
Hem lafız,hem de manada müteşabih ayetler: Bu tür ayetlerin anlaşılması için;ayetlerin hem lafızlarının hem de manalarının, tarihi, sosyal, ahlaki muhtevasını bilmek gerekir. Eğer o(Kur’an ı Kerim) Allah’tan başkası tarafından olsaydı muhakkak onda birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı”Allah sözlerinde değişme olmaz.” Adem’den kıyamete kadar Kur’an ahkamı değişmez.

AYET: Lugatta, açık alamet demektir. Gözle görülen şeylerde de akıl ile bilinen şeylerde de kullanılır. Alamet zaten o açıkça görünen şeye denilir ki onun gibi açık olmayan diğer bir şeyden kendiliğinden ayırt edilemeyen o nesneyi, anlayışlı bir kimse o sayede ayırt eder. Mesela bir dağ alamet ise, zirvesi bir ayet olur. Kişi görünen alameti anlayınca onunla anlar. Çünkü hükümde eşittirler. Bir yol arayan kimse eğer o yolun işaretlerini bilirse onları gördüğü vakit yolu bulduğunu anlar. Allah’ın emirlerine uygun hareket etmekle sonucunun cennet; aksi hareket etmekle de sonucun cehennem olacağına delaletidir.

ALLAH, AYETLERİNİ AÇIKÇA BİLDİRMEDEDİR. Ta ki helak olan bilerek olsun. Yaşayan da bilerek yaşasın. Kapalılığa anlaşılmazlığa ‘müphemliğe’ yer yok. Bunun dışında kalan ise bilerek sapıklık kasten inhiraf ’bile bile yüz çevirme’ ve maksatlı olarak döneklik vardır.

 

Yorum Yaz