4/1/2009 - ZÂLİMLER ASLA KURTULUŞA ERDİRİLMEYECEKLERDİR
YÜCE ALLAH KUR’ANDA; ‘ZALİMLER ASLA KURTULUŞA ERDİRİLMEYECEKLERDİR.ONLARIN KAZANDIKLARININ BİR FAYDASI OLMAYACAKTIR.ZALİMLERİN İŞLERİ BOŞA ÇEVRİLİR', BUYURMADADIR. Zalim kelimesi lugatte 1. Zulmeden, bir kimsenin hakkını zorla elinden alan, haksızlık yapan. 2. merhametsiz,acımasız, gaddar. Manasını ihtiva eder. Kur’anda bildirildiği üzere Kıyamet Günü asla kurtuluşa erdirilmeyecek olan kimselerin kendileri hakkındaki zulümleri şöyle gerçekleşir: Allah’a inanıp da kötü, şer işlerden olan ve Kur’anda bildirilen emir ve yasaklardan yüz çevrildiği, gafil olunduğu zaman kişi kendine zulmetmiş olur dünyada yaptıklarından hesaba çekilmeyeceğini zannederek Allah’a ve O’nun ayetlerine inanmakla beraber dünya menfaatleri ve sevgisi galip geldiğinde çizilen sınırlar aşılır ve nefsinin isteğine uyup şehvetlerinin peşine düşerek veya dünya meşgaleleri sebebiyle kötü, şer işler gerçekleştirmiş olur ve kör, sağır, dilsiz gibi yaşayıp ahirette başına gelecek azaptan gafil bir halde Allah’ın emir ve yasaklarından yüz çevirmek ya da Allah’a ibadetle O’na bağlanma arzusu duymadan, ahirette başına gelecek azabı hiç düşünmeden Allah korkusu duymadan habersiz yaşamayı tercih etmektir. Oysa tehlike büyük, azık az, yol gayet çetindir. Allah Tealâ kulu Musa(a.s.)'a şöyle vahyetmiştir: “Ümmetinin âsilerine (günah işleyerek kendilerine zulmeden inananlara) söyle ki: Beni anmasınlar. Çünkü ben nefsime (zâtıma); beni yâd edeni yâd etme,anma vazifesini yükledim. Bu bakımdan ümmetinin! Âsileri beni isyan ânında andıkları vakit ben de kendilerini lânet ile anarım. Nitekim Allahü Tealâ Kur'anda şöyle buyurmaktadır: Zâlimler asla kurtuluşa erdirilmeyeceklerdir. Oysa Allah Tealâ'nın bu hükmü O'nu anmaktan gafil olmayan âsiler yani inanıp ta kötü, şer işler işleyenler hakkında vârid olmuştur. Acaba isyan ve gaflet bir araya gelirse durum nasıl olur? (yani inanıp ta kötü, şer işler işleyenlerin durumları gibi) KUR’ANDA KURUSUN SURESİ’NDE EBU LEHEB’İN MALI VE KAZANCI İNKARCILARIN VARACAKLARI YER CEHENNEMDİR. ONLARIN KAZANDIKLARININ(MAL VEYA İYİLİK) BİR FAYDASI OLMAYACAKTIR. Kur’an’da; ‘Ebu Leheb’in elleri kurusun. Kurudu da .Ona malı ve kazancı bir fayda vermedi’ şeklinde başlayan surede dünyada iken inkar edip de malına, evladına güvenen, helalden kazanan zaman zaman manevi kazanç olabilecek nev’iden cüz’i olarak iyi işler işlemiş olsalar bile,‘Her kim zerre kadar bir iyilik işlerse karşılığını görecektir ve her kim de zerre kadar bir iyilik işlerse karşılığını görecektir.’ayetinin gereği olarak, o kimselerin durumu Ebu Leheb örneği ile pekiştirilmiştir. Bilindiği gibi Ebu Leheb peygamber (s.a.v.)’in amcası olup ,Pazartesi günü dünyaya teşrif eden resulullah’ın doğumuna sevinmiş o nedenle büyük bir ziyafet vermiş, müjdeyi getiren cariyesini de azad etmiştir. Bu iyi hareketi nedeniyle Ebu Leheb’in cehennemdeki azabının Pazartesi günleri iplik gibi ince bir şekilde hafifletildiği Resulullah (sav) tarafından belirtilmiştir. Bu cehennemde bir serinlik olarak düşünülmemelidir. Çünkü cehennemdekiler için; ‘Orada ne bir serinlik, ne bir hoşluk duyacaklardır.’buyrulmaktadır. Bu bakımdan her Müslüman, imanını zedeleyecek, tehlikeye düşürecek hatta bozacak inanış, söz ve davranışlardan kendini korumalıdır. İmansız amelin bir kıymeti olmaz. Zira iman, amellerin geçerlilik damgasıdır. İman olmayınca ömür boyu yapılan bütün iyi ameller geçersiz kalır. İmansız olarak ahirete giden kişi ebediyen cehennemde kalır. O yüzden her mümin, ömrünün sonuna kadar imanını muhafaza etmeli ve ahirete iman ile gitmek için çabalamalıdır. Diğer bir ifadeyle de inkarcılık, dünyada iken yapılan maddi manevi kazanımları bir çırpıda sıfırlayan, yok eden bir kavramdır. ‘Kurusun Suresi’nde bulunan bir çok mesajı, şöyle sıralamamız mümkündür: Düşman ne kadar kötü, zalim ve gaddar olursa olsun, ümitsizliğe düşmemek lâzımdır. İslâm düşmanları, her zaman küfürlerinin gereğini yapmışlar ve yapacaklardır. Zaten onlardan bu beklenir. Kur'an, inanan insanlara hiç bir zaman ümitsizliğe düşmemeyi emretmektedir. Bununla beraber, zalimlerin zulmü ne kadar şiddetli, maddi güçleri ne kadar çok ve kuvvetli olursa olsun, Allah'ın gücü ve kuvveti onların güç ve kuvvetinden üstündür. Bir an gelir, Allah onlara Ebu Leheb'e verdiği gibi gereken cezayı verir; onları dünya ve ahirette perişan eder. Onun için, üzülmeye ve sıkılmaya gerek yoktur. Allah, zalimlere zulümlerinin cezasını, mazlumlara da, haklarını elbette verecektir. Bu surede işaret edilen diğer bir husus da, şu veya bu milletten olmanın hiç bir üstünlük ifade etmediğidir. Bu surede Allah, en çok sevdiği Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s)'in amcasına lânet etmekte ve onu kötülemektedir. İman ve inanç olmayınca, Peygamber'in amcası olmak bile, hiç bir şeyi ifade etmiyor. Kıyamet Günü, zulmeden kimseden sevapları alınıp zulmedilene verilir. Zira o günde hak sahibine hakkını vermek için zâlim olanın elinde para pul bulunmaz. Eğer zulmeden kimsenin ibadet ve taatta bulunmamak, veya günahlarının çok olması ya da üzerinde başkalarının hakkı çok bulunmasından dolayı sevapları biter; sevap bulunmazsa, o zaman mazlum olanın günahlarından zâlime günah yüklenir. Bu husus câiz ve haktır. Resul-i Ekrem(sav) buyuruyor ki: 'Kimin üzerinde din kardeşinin hakkı bulunursa, o kimse para pul bulunmayan Kıyamet gününden evvel dünyada din kardeşine hakkını helâl ettirsin. Çünkü ahirette o kimsenin sevabından borcu kadar alınıp, din kardeşine verilir. Eğer sevabı yoksa din kardeşinin günahından hakkı kadar alınıp onun üzerine yüklenir.(Buhâri, Sahih.k.Mezâlim.b-10) Yine peygamber aleyhisselâm ashab-ı kirâma şöyle buyurdular: 'Müflisin kim olduğunu biliyor musunuz? Ashab: -Bizde müflis olan, parası ve malı olmayandır, dediler. Peygamber aleyhisselâm: -Müflis öyle bir kimsedir ki, Kıyâmet günü namazı, orucu ve sadakası ile gelir. Fakat şuna sövmüş, ona iftira etmiş, diğerinin malını yemiş, başka birinin kanını akıtmış ve dövmüş olur. Bunlara kendi hasenâtından verilir. Borçlarını ödemeden hasenâtı biterse, zulmettiği kimselerin günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir ve böylece cehenneme atılır. (Müslim, Sahih.k. Birr,b. 60) Örnek: Kur'an'ın bir ayetinde teraziyi doğru tutun. Eksik tartmayın' buyrulur. Ölçüde, tartıda, fiyat belirlemede, vergide adaletsizlik, insanları sekiz saat yerine on üç, on dört saat çalıştırmak vs gibi... Örnek: Çalışan kesimin bir kısmının ücretlerine zam yapıp bir kısmına yapmamak, emeklilerden birkaç meslek grubuna zam yapıp bazı kesim emeklilerini bu zamdan yararlandırmamak... KURUSUN SURESİ’NİN NEDENLERİ VE TARİHİ ARAŞTIRMAYA YÖNLENDİRMESİ Abdulmuttalib'in oğlu, Hz. Peygamber (s.a.s)'in de amcası olan Abdüluzza'ya Ebu Leheb lakabının verilmesi, yüzünün parlaklığından dolayı idi. O ve karısı Ümmü Cemil, insanlar arasında Hz. Peygamber (s.a.s)'e ve O'nun davetine en çok kötülük eden ve eziyette bulunan insanlardandı. Ümmü Cemil'in asıl adı, Erva olup aynı zamanda Ebu Süfyan'ın kız kardeşi idi. "Önce en yakın akrabanı uyar" (eş-Şuara, 26/214) ayeti nazil olduktan sonra, Hz. Muhammed (s.a.s) en yakın akrabalarını İslam'a davet etti. Bir gün Safa tepesine çıkarak, Mekkelilere seslendi. Halk O'nun etrafında toplandı. Hz. Peygamber (s.a.s); "Şu dağın arkasında size saldırmaya gelen düşman süvarileri vardır desem, inanır mısınız?" diye sorunca, toplananlar: "Evet inanırız. Çünkü şimdiye kadar senden yalan duymadık" cevabını verdiler. O zaman Hz. Muhammed (s.a.s) onlara, ahiretin şiddetli azabından bahsetmiş ve onları İslâm'a, iman'a davet etmişti. O anda topluluğun içinde bulunan Ebu Leheb ağzını bozmuş ve Hz. Peygamber'e; "Yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi topladın?" diyerek, orada bulunanları dağıtmıştı. Bazı hadislerde de rivayet edildiğine göre, Ebu Leheb'in hanımı Hz. Muhammed (s.a.s)'in yoluna ayaklarına batsın diye diken döküyordu. İşte bu olayların üzerine bu sure nazil oldu (Abdulfettah el-Kadi, esbâbü'n-Nüzûl, 251). Yani bu sure, Hz. Muhammed (s.a.s)'in amcası Ebu Leheb ve onun karısı Ümmü Cemil hakkında nazil oldu. Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilerek lanetlenen tek İslâm düşmanı Ebu Leheb'dir. Araplarda amca, baba yerine sayılıyordu. Yeğenin babası ölmüşse, amcasının yeğenine kendi öz çocuğu gibi bakması gerekirdi. Ama Ebu Leheb, İslâm dinine olan buğzu ve küfre olan muhabbeti sebebiyle, Arapların bu geleneğini çiğnemişti. Hatta kendi aşiretini, Haşim ve Muttaliboğullarını bile terkedip, her türlü örf, âdet ve geleneklerini hiçe sayarak, Hz. Muhammed (s.a.s)'in düşmanları ile sıkı bir işbirliği içine girerek, her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmemişti. İbn İshak'ın bildirdiğine göre, "Tarık adında bir Arap tüccar Resulullah (s.a.s)'i iki defa gördü. Birinde, onu Zü'l-Mecaz çarşısındayken görmüştü. Tank, ticaret malının başındaydı. Resulullah, üzerinde kırmızı bir elbiseyle geldi ve şöyle dedi: Ey insanlar! Lâ ilâhe illallah " deyin ki kurtuluşa eresiniz". Resulullah (s.a.s) bunu söylerken kendisini bir adam takip ediyor ve taşlıyordu. Öyle ki, ayakları kan içinde kalmıştı. Aynı zamanda adam; "Ey insanlar, bu adama itaat etmeyin, o çok yalancıdır" diyordu. Tarık, Resulullah (s.a.s)'i işaret ederek "Bu kim?" diye sordu. Abdulmuttalib oğullarından biri; "Muhammed" cevabını verdiler. Yine Tarık; "O'na taş atan kim" diye sordu. "Amcası Abdul-Uzza Ebu Leheb b. Abdil-Muttalib" dediler (İbn İshak, es-Sîre, 215). Ebu Leheb ve hanımı Ümmü Cemil Hz. Muhammed (s.a.s) ve onun davası olan İslâm'a kötülük yapmada o kadar ileri gidiyorlardı ki; kendi gelinleri olan Resulullah'ın kızının boşanması için, oğullarına baskıda bulundular ve boşanmasını sağladılar. Oğlu Kasım'dan sonra Abdullah da vefat ettiği zaman, Ebu Leheb yeğenini teselli edeceğine, bayram yaptı. Koşarak Kureyş reislerinin yanına gitti ve onlara Hz. Muhammed (s.a.s)'in çocuğunun öldüğünü, erkek zürriyetinin kesildiğini anlattı. Ebu Leheb aynı zamanda, malının ve çocuklarının çokluğuna güvenerek şımarıyordu. Ölümü, Cehennemi ve ahiret azabını düşünmek bile istemiyordu. Ebu Leheb'le karısının, Hz. Muhammed (s.a.s) ile İslâm'a karşı giriştikleri savaşın neticesinde nazil olan bu sure, Ebu Leheb'e beddua ile başlıyor: Ebu Leheb'in iki eli kurusun (yok olsun) zaten yok oldu" (1). Şurası dikkat çekicidir ki Mekke müşrikleri arasında Kur'an-ı Kerim'de ismi açıkça zikredilerek lânetlenilen tek kişi, Ebû Leheb'tir ve Hz. Peygamber'in öz amcası olması ona hiçbir fayda sağlamamıştır. Daha sonraki dönemlerde de hep İslâm'a karşı müşriklerin yanında, hattâ başında yeralan Ebû Leheb, bazı rivâyetlere göre hasta olduğu için, bazı rivâyetlere göre ise kız kardeşi Âtike'nin gördüğü kötü bir rüya sebebiyle Bedir harbine bizzat iştirak etmemiş, ancak yerine ücretini vererek bir asker göndermiştir. Bedir hezimeti kendisine haber verildiği zaman son derece üzülmüş, yedi gün gibi çok kısa bir süre sonra da Mekke'de ölmüştür. Ölümünde oğulları dahi cesedini kaldırmaya yanaşamamışlar, kokuşuncaya kadar ortada kaldıktan sonra merasim yapmadan alelacele gömmüşlerdir. Ebû Leheb, son derece zengin, iri cüsseli, kırmızı yüzlü, çabuk hiddetlenen birisi idi Ebu Leheb, Bedir vak'asından bir kaç gün sonra "Kabarcık"tan öldüğünde, ölüsü evinde üç gün kalmış, kokmuş, kimse ona yanaşamamış; ücretle tutulan Sudanlılar onun cesedini bir çukura atıp üstüne toprak doldurmuşlardı (el-Beyzavî, Envârüt Tenzîl ve Esraril't-Te'vil, II, 317). "Ona ne malı ve kazancı bir fayda vermedi.’ (2). Bu ayette söz konusu olan "malı"ndan gaye, babasından miras olarak kalan veya kendi çalışıp elde ettiği malı olduğunu, "kazancı" ise, maddi, manevi iyilikler(Çünkü peygamber efendimiz (sav) doğduğunda büyük bir sevinçle yemek ziyafeti vermiş ve kölesini azad etmiştir. Bazı âlimler de, "kazandığı" tabirinden maksadın evlat olduğunu kabul etmişlerdir (En-Nesefi, Medârikü't-Tenzîl ve Hakaiku't-Te'vil, fit-Tefsir, IV, 382), "(O), Alevli bir ateşe girecek" (3). Bu ayette, Ebu Leheb'in alevli bir ateşte alev alev yanacağı haber verilmektedir. İlk iki ayette, onun dünya hayatındaki azap ve sıkıntısı söz konusu idi. Bu ve bundan sonraki ayette de, onun ahiretteki azabı, Cehennem ateşindeki yanması anlatılmaktadır: "Karısı da, odun hammalı olarak. Boynunda hurma lifinden (örülmüş) bir ip (bulunacaktır)" (4-5). Dördüncü ayette, hem Ebu Leheb'in, hem hanımının ateşte yanması ifade edilmektedir. Çünkü hanımı da, İslâm'a düşmanlıkta ondan geri kalmıyordu. Yukarıda ifade edildiği gibi, dikenleri toplayarak, ip ile bağlayıp Hz. Muhammed (s.a.s)'in geçtiği yola taşıyor, oraya döküyordu. Bazı müfessirler de, bu kadının odun taşımasını, düşmanlık ateşini körükleme manasında kabul etmişlerdir. Bu fitnesinden dolayı onu, günahların hammalı olarak yorumlamaktadırlar (el-Beyzâvî, a.g.e., II, 317). KUR’AN DİLİYLE İNKARCILARLA ZALİMLERİ BİR KEFEYE KOYAN ŞEY NEDİR? Yüce Allah Kur’anda .'İnkârcıların barınakları cehennemdir' ’Ayetlerimizi hiçe sayandan veya yalan sayandan daha zalim kim vardır? 'Her kim zerre kadar bir iyilik işlerse karşılığı verilecektir. Her kim de zerre kadar bir kötülük, şer işlerse karşılığı verilecektir.’ ’’Allah’ın çizdiği sınırları aşanlar zalimlerdir. Onlar ancak kendilerine zulmederler. 'Zalimler ise asla kurtuluşa erdirilmeyeceklerdir''Zalimlerin işleri boşa çevrilir'.buyurmadadır. İnkârcılık bir yana diğer yandan zalimler olarak nitelendirilen zümreye dahil olmamak için imanı bozabilecek çok acı azabı gerektirecek şeyleri iyi bilmek gerekir. Kişi zararlı şeyleri bilirse korunabilir. Bilinmeyen zararlardan korunmak mümkün olmaz. Bunun için Yüce Allah Kur’anda bilenle bilmeyen bir olur mu hiç? Buyurmaktadır.
İşlenen iyilikleri boşa çevirme tehlikesi olan durumlardan kaçınmak da en akıllıca bir davranış olacaktır. AYETLERİMİZDEN YÜZ ÇEVİRENLER İÇİN ÇOK ACI BİR AZAP VARDIR. Bir kısım insanlar dine inandıkları ve neredeyse hemen her gün Kur’anı okudukları halde Kur’anda yer alan âyetlerin bâzılarını rahatlıkla gözardı edebilmektedirler. Kimileri bu hataya gafletle (bilinçsizce) düşerken , kimileri de Kur’anda yer alan bu hükümleri, kendi ürettikleri Kur’an dışı bir mantığın etkisiyle önemsemezler. Sanki kulakları, gözleri, gönülleri mühürlü, Kur’anda belirtilen emir ve yasaklara karşı kör, sağır, dilsiz gibi umarsız davranırlar. Tüm bunları yaparken Kur’an hükümlerini bile bile gözardı etmenin Allah katında kendilerine nasıl bir sorumluluk yükleyeceğini akletmezler. Birileri onları uyarsa akıllarının köşesinden geçmesini sağlasa bile dünya menfaatleri, heves ve arzularından yakalarını bir türlü kurtaramazlar, sadece dünyalık çıkarları peşinden koşmaya devam ederler. Oysa Kur’an âyetlerinde Allah’ın hükümlerini dikkate almayan kimselerin âhirette şiddetli bir âzapla karşılaşabilecekleri hatırlatılmaktadır.Allah’ın kullarına Kur’anda bildirdiği cennet ölçüsü şöyledir:Allah’a ve O’nun ayetlerine inanıp da iyi işler işleyenler cennetlere girecekler ve ebedi olarak orada kalacaklardır.’Kim ki;Allah’a ve O’nun ayetlerine inanır,sabreder ve secde ederse işte,en büyük ongunluk ve kurtuluş budur. Onlar cennetlere girecekler ve ebedi olarak orada kalacaklardır. Bu ayette sabırlılara müjde vardır. İkindi Vakti Suresinde; ”İkindi vakti hakkı için; andolsun insanlar hüsrandadır (yani cehennemliktir) ancak inanan ve iyi işler işleyenler ile birbirlerine hakk’ı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır İnanıp da kötü, şer işler işleyenler için örnek olarak Maun Suresinde: Onlardır ki,yetimi hor görürler. Fukarayı doyurmak için kimseyi teşvik etmezler. Vay o namaz kılanların hallerine ki? Onlar kıldıkları namazlardan gafillerdir' buyurarak yetim ve yoksullara olan tutumlarından ötürü tehdit altında kalan, namaz sahiplerine hitabedilmektedir. Bir diğer ayette ise sadakalarınızı başa kakarak vermeyin. Yoksa işleriniz boşa çevrilir. Yani Allah için verilen sadaka yerini bulmaz. Allah onu kabul etmez demektir. Bu ayetlerden inanıp da şer, kötü işler işleyenlerin durumları anlatılmaktadır. Bu bakımdan bu tür davranışlar içine girenler başkalarına zulüm nedeniyle zalimdirler ve iyi işleri boşa çevrilmiş olarak cehenneme girerler. İnkar eden ve şer,kötü işler işleyenler için cehennem vardır ve onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. inkar edip,iyi işler işleyenlerin durumları ise,inkarlarıyla kendilerine zulmetmiş olarak cehenneme girerler. Kur’anda” Allah sözlerinde(emirlerinde)değişme olmaz.”manasının ezeliliği mucibince (Adem’den kıyamete kadar gelmiş gelecek olan insanlar için yanılmaz olması ve mutlak yanlıştan tamamen uzak olan vahiy türüne dayanır. Bu bağlamda Kur’anda bildirilen herkesin ayrı ayrı, yalnız olarak uyması lazım olanlar ‘Allah’a iman ve güzel ahlak ile yapılan ibadetler, emirlere uymak (farzları yerine getirmek), yasakladıklarından ve haramlardan kaçmak ve ilmiyle Allah’ın emirlerinden çıkmadan, (Allah yolunda) iyi işler işlemek kişi bunları yapmazsa kendine zulüm sebebiyle cehenneme girer. Kur’anda peygamber yaşantıları, Kıyamet haberleri, cennet ve cehennem ayetlerinden de haberdar olmalıdır. Cemiyet içinde uyulması lazım olanlar ,birbirlerine iyiliği ve sabrı tavsiye etmek, adaletli, adil davranmak. Evladın anne-babası üzerindeki hakları, anne babanın evladına olan hakları, eşlerin birbirlerine olan hakları, ölen kimsenin yakınları arasındaki terekenin paylaşımı, ticaret ve alış-veriş hukuku, zekat, yoksullara yardım, yetim malına dokunmamak, onları hor görmemek, kimsenin canına, malına kastetmemek (mümin müminin kardeşidir) Aksi halde her kim,( kadın-erkek,zengin-fakir,alim-cahil,yaşlı genç, akıl sahibi herkes) Allah’ın emir ve yasaklarının hiçbirinden gafil olmamak, yüz çevirmemek, habersiz gibi davranmamakla yükümlüdür, kişi bunlara dikkat etmezse kendine zulmeder, hüsrana uğrayıp çok acı azabı tadar, ebedi olarak cehenneme girer, çünkü; kişi başkalarının hak ve hukukuna riayet etmemesi nedeniyle zalimdir.’Zalimler ise ancak kendilerine zulmederler. Kur’anda bildirilen toplumsal kurallarla ilgili Allah’ın çizdiği sınırları aşmak suretiyle de insan kendine zulmeder. “Kıyamet günü Allah aranızda adaletle hükmedecektir” ayeti gereğince, mağdur edilen, hakkına riayet edilmeyen mazlum kimsenin, zalim kimseyle arasında Allah’ın çizdiği sınırları aşmak durumu meydana geldiğinden, varsa iyi işleri ve ibadetlerinin sevapları alınıp hak sahiplerine verilmek suretiyle. KÖTÜ AHLAK SAHİBLERİNİN (ZALİMLERİN) İŞLERİNİN BOŞA ÇEVRİLMESİ: Bir sünnet ayetiyle ilgili olarak, Peygamber (sav) buyurdu: Sirke balı bozduğu gibi, ateş odunu yediği, erittiği gibi haset de ameli bozar, ( iyilikleri) giderir. Resulullah (sav) En sevimsizleriniz; dedikodu yapan, dostların arasını açan ve temiz kişilerde kusur arayanınızdır. Allah resulü (s.a.v): Üç kimse vardır ki; Allah Kıyamet günü onlara hitap etmez ve yüzlerine bakmaz. Onlar için çok acı bir âzap vardır. 1-Çölde, fazla suyu olup yolculara vermeyen 2- Müşteri kendisini tasdik ederek malını alsın diye, aslında öyle olmadığı halde, bunu şuna şuna aldım diye Allah’a yemin ederek,.yalan ve hile ile kazanç elde etmek için acele mal toplayıp çoğaltan kimse, 3- Yalnız dünya menfaati için hükümdara biat eden kimsedir ki, hükümdar, arzu ettiğini verirse biatında devam eder, vermezse biatından döner. Dünya menfaati için zâlimlere dalkavukluk eder veya iki yüzlüdür. Bir rivâyette de: ‘yalan söyleyerek, malına verilmiş miktardan daha fazla verildiğine yemin eden ve müslümanın malını elinden almak için yemin eden kimselerdir. -Zalimlerin ve inkarcıların işlerinin boşa çevrileceği hakkında Kur'an ayetleri- Allah yolunda sadaka veren ve sadakalarını başa kakmadan verenler, gönül incitmeyi uygun görmeyenler, Rablerinin mükâfatına ereceklerdir. Gönül alıcı bir söz, affetmek kusur örtmek ardından ezâ gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Onların bu dünya hayatında yaptıkları bağışların misâli, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerine isabet edip de onu mahveden kavurucu bir rüzgâr gibidir. Allah, inkâr ve isyanla amellerini neticesiz bırakan, işlerinin boşa çevrilmesine neden olacak olan topluluğa zulmetmemiştir; onlar ancak kendilerine zulmederler.(İmran Soyu Sûresi ayet:117) Allah'a ve Kıyamete inanmadığı halde, mallarını gösteriş için harcayan kişiler gibi sadakalarınızı başa kakarak ve eziyet uyandıracak şekilde, hiç verilmemiş hâle getirmeyin, İşte o kişiler toprakla örtülü bir kayaya benzer ki, yağmur yağsa üzerindeki toprak akar gider, yine çıplak katı taş kalır. (Bakara Sûresi. Ayet:264) Onlar Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Bu yüzden işleri boşa çevrilmiştir.(Mağara suresi ayet, 105) De ki:Yaptıkları işler bakımından en ziyade hüsrana uğrayacak kimseleri size haber vereyim mi? Onlardır ki, dünya hayatındaki bütün gayeleri boşa gitmiştir(işleri boşa çevrilir) Oysa onlar güzel bir iş yaptıklarını sanırlar. İşte onların cezası cehennemdir. Çünkü kâfir olmuşlardır ve ayetlerimizle peygamberleri alaya almışlardır.(Mağara suresi ayet,103.104.106) Kötü, şer işler işleyerek kendilerine zulmedenleri müdafaa etme. Allah, kötülük, şer işler işleyen , günahtan çekinmeyen kimseleri sevmez.(Nisa suresi ayet, 107) Onlar ki, bu dünya hayatında zalimleri savundular. Ya Kıyamet Gününde onları kim savunacak?(Nisa suresi ayet,109 Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını Allah verir; onlara çok acı bir azap vardır.(Tövbe suresi. Ayet:79) Birbirinizle alay etmeyin. Mümkün olur ki alay edilenler Allah katında alay edenlerden daha hayırlıdır.(Kur'an vahyi)
İMANIN ZAYIF VE KÖKSÜZ OLMASININ SEBEBİYET VERDİĞİ KÜFRÜ GEREKTİREN DURUMLAR
Nassları reddetmek inanmamak küfürdür. İman bir bütündür. İnanılacak şeylerden birini inkâr, tamamını inkâr olur.
İster büyük, ister küçük olsun, haramı helâl saymak, küfürdür. Meselâ faizi helâl saymak, onu kendi alın terinin karşılığı görme gibi bahanelerle zararsız kabul etmek, küfürdür. Dünyalık geçim uğruna veya gafletle ayetlerden yüz çevirme durumudur. Allah hakkında yalan uydurmak Hâşâ !Allah evlât edindi demek ve buna inanmak çok büyük bir günahtır.
Allah Tealânın rahmetinden ümidi kesmek, yanlıştır. Cenab-ı Hak bu hususta şöyle buyurmuştur:’Allah’tan af dileyin.’ "İnananlar yalnızca Allah’a güvenmelidir.’’Sabredin, Allah sabredenlerle beraberdir.’
Allah'ın azabından emin olmak, küfürdür. Zira Allah Tealâ buyurmaktadır ki: "Allah’ın azabının aniden üzerinize gelip çatmasından emin mi bulunuyorsunuz?’
Gaypdan haber verdiğini iddia eden kâhinin, falcının sözlerini tasdik etmek inanmak, küfürdür. Gelecekte ne olacağını bilmek ancak Allah'a mahsustur. Bazı insanlar cinlerden haber alarak gelecekte nelerin olacağını, kişilerin başına nelerin geleceğini bildiklerini iddia ederler. Yüce Allah Kur'an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: "De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez..." (Neml / 65) Peygamberimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: "Kim, bir kâhine gelir ve onun söylediklerini tasdik ederse; Allah'ın (c.c.), Hz. Muhammet (s.a.v.)e indirmiş olduklarını inkâr ile küfre girmiş olur." (Müslim, Ebu Davud)
KÜFRÜ GEREKTİREN SÖZLER
1- Kitap ve sünneti zahirlerinden vazgeçip batın ehlinin iddia ettiği batini manalara sapmak. Kur'an ve sünnetin manası gizlidir bunu ancak üstat bilir, demek gibi. (Nesefi Akaiti /211)Halbuki Kur’anda ‘İyice anlayasınız diye Allah ayetlerini böyle açıkça bildirmededir’ buyrulur.
2- Şeriatla, dinle alay etmek, sövmek, küfürdür. Çünkü bu hal, onun inanmadığını gösterir. (a.g.e. /211) Kur’anda Yüce Allah,’Onlar alay ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.’ buyurmaktadır. 3- Fıkıh, tefsir, hadis, akait gibi ilimlerle alay etmek, küfürdür.
4- İslâm alimlerine hakaret etmek, alay etmek, küfürdür. (Mecmau'l Enhur, 1/703)
5- Cebrail, Aliye gidecekken yanlışlıkla vahyi Muhammet (s.a.v)e götürdü demek,Rafizilerin dediği gibi. Oysa Ali (r.a) ilim şehrinin kapısıdır.
6- Ashaptan veya diğer müminlerden birine küfür isnat etmek. elde kesin bilgi ve belge olmadıkça müminler bu gibi sözlerden kaçınmalıdırlar.’Baki Kabristanlığı’ sözü ile onlar Allah Teala’nın lütfuna mazhar olmuş kimselerdir.
7- Peygambere sövmek, (Bezzaziye)
8- Müslüman'ı gayr-i Müslime benzetmek. Kelime-i şahadet getiren her insan müslümandır. Günahından dolayı bir müslümanı, Yahudi veya Hıristiyan'a benzetmek asla doğru değildir.
9- "Kur'anın her dediğini yapacak olursak ekmek yiyemeyiz" demek. Bu söz, inançsızlığın ve Allah'a güvensizliğin açık bir ifadesidir. Kur'an'ın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemektir.
10- Bir müslümana kâfir demek. Bunu sövmek amacıyla söylüyorsa, büyük günah işlemiş olur. Yok eğer o kişinin kâfir olduğuna inanarak söyüyorsa, kendisi kâfir olur.
11- Hac, oruç gibi ibadetleri beğenmemek,
12- Namaz ibadetini çoğumsamak,
13- Harama besmele çekmek. İçki içerken, zina ederken besmele çekmek gibi.
14- Allah kelâmına (Kur'ana) mahluk demek, küfürdür. KÜFRÜ GEREKTİREN DAVRANIŞLAR
1- Abdestsiz namaz kılmak,
2- Kıbleden başka bir yere yönelerek namaz kılmak, (Şerh-i Fıkhı Ekber, Aliyyü'l Kaari)
3- Gayr-i Müslimlerin bayramlarını kutlamak, o günde yaptıkları yemeği pişirmek, (Mec. Enhur, 1/706)
4- Küfrü gerektiren söze gülmek, Söyleyen kimse çok komikse veya güldürücü bir biçimde söylenmişse, küfür değil günahtır. O bakımdan tevbe edilmelidir. Dinde küfre rıza küfürdür, kaidesi vardır.
5- Gayr-i Müslimlerin dini alâmetleri sayılan şeyleri giymek, din adamlarının giysilerini, şapkalarını giymek, haç takmak, zünnar takmak gibi. (Bezzaziye 6/332) ALLAH HAKKINDA YALAN UYDURANDAN DAHA ZALİM KİM VARDIR? Allah'ın emrettikleriyle değil, emretmedikleriyle yasakladıkları ile yol çizmek ve o yolda hükmetmek: Örnek: Allah evlât edindi' demek. Yani hıristiyanların teslis inancı batıldır, azabı gerektirir. ELFAZ-I KÜFRÜ SÖYLEYENİN HÜKMÜ
Küfrü gerektiren sözler ittifakla küfrü gerektiriyorsa, yapılan bütün ameller boşa gider. Tevbe eder Kelime-i şahadet getirerek Islâma dönerse haccını iade eder, nikâhını tazeler.
Küfrü gerektiren söz ihtilâflı ise; o söylediğinden dönerek ihtiyaten tövbe etmek ve nikâh tazelemekle emrolunur.
Küfrü gerektiren söz hata ile söylenmişse, küfrü gerektirmez. Onu hata ile söyleyen mümindir. Nikâh tazelemesi gerekmez; ancak istiğfar ederek o sözden dönmesi gerekir.
Buraya kadar nikâhın tazelenmesi konusunda söylediklerimiz, erkek küfür söz söylediği zamandır. Küfrü gerektiren sözü, zevce söylemişse; nikâhın bozulması konusunda ihtilâf vardır. Buhara alimlerinin çoğu, nikâhın bozulacağını ve erkeğin velev bir dinar karşılığında da olsa nikâhı yenilemeye mecbur edileceğini söylemişlerdir.
Bu sözleri şaka veya oyun yaparak söylerse; bütün alimlerce küfürdür. Hata ile veya zorlanarak söylerse; bütün alimlerce küfür değildir. Bilerek ve kasten söylemişse; bütün alimlerce küfürdür.
İsteyerek söyler; ama küfür olduğunu bilmezse, bu konuda ihtilâf vardır. Birinci görüş, mümkün olduğunca müslümanın küfrüne hükmolunmaz, sözü iyiye yorumlanır. İkinci görüş, eğer söylediği sözün küfür olduğuna inanmıyor veya küfür olduğunu bilmiyorsa ve bunu isteyerek söylemişse, bütün alimlerce küfre girer, bilmemek mazeret değildir. (Mecmau'l - Enhur, 1/688)
Küfür sözler kişinin amellerini bir anda yok edecek kadar tehlikelidir. Hz. Aişe'nin (r.ah.) rivayet ettiğine göre: Mesruk şöyle anlatır: Bir gün Hz. Aişe'nin yanında bir şeye yaslanıp duruyordum. Hz. Aişe: "Ey Aişe'nin babası üç şey vardır; kim onlardan birini söylerse, Allah’a iftirâ atmış olur" dedi. Nedir onlar? dedim. Her kim Muhammed (a.s.) Rabbini gördü diye iddia ederse, Allah hakkında yalan uydurmuş olur, dedi. Ben dayanıyordum. Hemen oturdum ve: Ey müminlerin annesi! Bana müsaade buyur, acele etme! Şanı Yüce olan Allah: Andolsun ki O, onu apaçık ufukta görmüştür Şanıma yemin olsun ki bir başka inişinde de gördü onu buyurmadı mı? dedim. Bunun üzerine dedi ki: Bu ümmetin içerisinde Allah Resulü'ne onu ilk evvel soranı benim. (Allah Resulü) Buyurdu ki: "O, Cebrail'dir. Onu gerçek yaratılışı üzere bu iki kereden başka görmedim.Allahü Teala hakkında ise: Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür. O, lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır buyuruyor. Ve işitmedin mi? Allah Teala: Hiç bir insan için Allah'ın doğrudan doğruya kendisi ile konuşması mümkün değildir; ya vahiyle konuşur, ya perde arkasından, ya da bir melek elçi gönderir de bu elçi Allah'ın izniyle, O'nun dilediğini insana vahyeder; O, muhakkak yücedir, hikmet sahibidir buyuruyor. (Sonra da) Aişe dedi ki: Her kim Allah Resulü'nün, Allah'ın kitabından bir şeyi gizlediği iddiasında bulunursa, Allah'a karşı büyük iftira etmiş olur. İşitmedin mi? Allah (c.c.): Ey Resul! Tebliğ et sana Rabbinden her indirileni, eğer bunu yapmazsan onun elçilik vazifesini yerine getirmemiş olursun buyuruyor. Her kim yarın olacak şeyi haber verir olduğunu iddia ederse, muhakkak Allah'a karşı büyük iftira etmiş olur. Allah De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez buyuruyor, dedi. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 259 
|